Anasayfa / YAZARLARIMIZ / H. Hasan Tuzcu / 16 NİSAN REFERANDUMU VE SONRASI

16 NİSAN REFERANDUMU VE SONRASI

Dünya da ve bölgemizde, meydana gelen hızlı gelişmelerin, halkımızın geleceğini yakından ilgilendirdiğine şüphe yok. Biliyoruz ki, Orta doğuda devam eden savaşın, siyasi krizlerin, başlıca nedenleri arasında, kürt sorunun yüzyıldır çözümsüz bırakılması gelmektedir. Türkiyede devam eden kirli savaş, derinleşen kutuplaşma ve demokratikleşmenin gerçekleştirilememesi, bu olumsuz tablonun bütünlüğü içinde, tekrar altını çizerek söylemek gerekirse, hiç şüphe yok ki, Kürt sorunun çözümsüz bırakılmasını görürüz. Bölgenin petrol, gaz ve hidrolik kaynaklar bakımından zenginliği, Bölge devletlerinin; ırkçı, tekçi, gerici ve mezhepçi politikaları, sorunların çözümünü gittikçe zorlaştırmaktadır. Çözümsüzlük politikaları uygulamanın bu günde geldiği durak, ne yazık ki, kaos, savaş, şiddet, terör ve yoksulluktur.

Durum böyleyken, sorunların masaya yatırılıp çözümü yolunda adım atmak zorlaşıyor. Devlet’e de yapısı gereği, olumlu yönde adım atmak şurda dursun, OHAL’den de yararlanarak muhalif sesleri susturmak, baskıları artırmak kalıyor. Dahası, Belediyelere Kayyumlar atamak, seçilmiş belediye başkanlarını, siyasetçileri ceza evlerine atmak, memurlara işten el çektirmek, açığa alma gibi daha bir çok anti demokratik gelişme, AKP’nin, 15 yıllık iktidarının ürünleri oldu.

OHAL koşullarında, iki partinin anlaşarak hazırladığı anayasa değişiklik referandumu, bir oldu bitti ile topluma dayatıldı. Devletin tüm imkanlarından istifade edilerek kampanyalar yürütüldü. Medya top yekün iktidarın her isteğini yerine getirdi. HDP nin eş başkanları, siyasetçiler ve belediye yöneticileri, içeri alınarak parti kampanya yapamaz, seçim çalışması yürütemez duruma getirildi.

AKP ve MHP ittifakında hazırlanan 18 maddelik anayasa değişiklik paketinin, halk oylamasında az bir farkla, AKP- MHP ortaklığı lehine neticelenmeside sonucu değiştirmiyor. Bu paketin, hiçbir yaraya melhem olmayacağı, kürt meselesi, demokrasi ve öteki temel sorunların hiç birine çözüm önermediği herkesçe biliniyor. Dünyada örneği olmayan bir başkanlık sistemiyle, ‘’18 maddelik anayasa değişiklik paketinde, önceden de işlemeyen kuvvetler ayrılığı ilkesi, iyice ortadan kalkmaktadır. Cumhur başkanına tanınan sınırsız yetkiler nedeniyle sistemin otoriterleşmesine, giderek iktidarın kişileşmesine kapı aralamaktadır. Bu bakımdan, yeterince sorunlu olan sistem, içinden çıkılmaz hale geldi.

Sonuca bakılırsa, AKP içinde MHP içinde işlerin kolay olmadığı görüldü. Avrupa konseyi; ‘’referanduma sunulan sistemin, otoriter ve kişisel bir rejime dönüşerek dejenere olacabileceği’’ endişesiyle önce uyarıda bulundu. ‘’Avrupa birliği sisteminde, koşullar var’’ Bu yapılanlar, ‘’Avrupa standartlarına aykırıdır’’ denildi. ‘’Güçler ayırımı, hukukun üstünlüğüne saygı duyulmalıdır, bunun için denge ve denetleme vardır.’’ AP Türkiye raportörü, kati piri de yaptığı açıklama da, referandum sonucunu ‘’üzücü bulduğunu’’ belirtti.. ‘’Bu Türkiye avrupa birliği değerlerinden koptu anlamına geliyor. Ülkede kuvvetler ayırımına saygı duymayan hiç bir devlet mekanizması bulunmayan bir anayasa ile AB’ye katılamayacağı açık. Paket değiştirilmeden uygulanırsa, bu durum AB ile müzakerelerin askıya alınmasına yol açacacaktır. Ayrıca, AGİT RAPORLARINI endişeyle karşılıyoruz. ‘’ denildi. Tüm bu uyarıların arkasından, 25 nisan 2017 tarihinde, Avrupa konseyi parlementerler meclisi toplanarak, 45’e karşı 113 oyla Türkiyeyi siyasi denetime alma kararı verdi.

Baskıcı ve avrupadan uzaklaşmış bir rejimin, otokratik bir Türkiye kurma hayallerinin, referandumda, Türkiyenin kentli nufusunun önemli bir kesiminin ve kürt halkının ezici coğunluğu tarafından da tasvip edilmediği görüldü. Bu tehlikeleri görüp bir ortak akla dönme yönünde gayret gösterecek bir yonetim yapısına da ihtiyaç olduğu açıktır.

Seçim sonrası, hükümetin ilk uygulaması, OHAL’i üç ay daha uzatmak oldu. KHK’lerle ülkeyi yönetmeye devam edecek. Anlaşılan kendisine muhalif, eleştiri yapanları istediği biçimde suçlamaya, tutuklamaya, yasaklamaya devam edecek. İlk açıklamalardan da bu anlaşılıyor. idamdan dem vurulması, daha nasıl izah edilebilir. AKP’nin kongre kararı alıp; RTE’nın parti başkanı, cumhurbaşkanı ve her istediğini yapacak bir kabine ile yola devam etmeye çalışacağının görülmesi bunun açık biçimidir.

Bugün, bölge de Türkiye’nin mevcut koşullarına bakıldığında, AKP iktidarının, demokratik bir çözüme yanaşmadığını, demokratik ve fedaral bir anayasa yerine, tekçiliğe, gericiliğe sarılarak, saldırgan bir politika izlediğini görüyoruz. Bölgede saddamdan, esed’ten geri kalmayarak, adeta BAAS’çı bir tutum içine girdiğini görüyoruz. Önce suriye’nin işgaliyle başlayan saldırılar, bugünde, Peşmergelerin, sivil vatandaşların ve gerillaların ölümüne, yaralanmasına neden olan, Güney kürdistanın sincar ve batı kürdistanın karaçox bölgesine yapıllan hava saldırıları, Afrin bölgesinde yarattığı gerilim, bunun açık ifadesidir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, herkesçe bilinmelidirki, kürt halkının kaderini özgürce belirleme yönündeki haklı mücadelesi, başarıyla sonuçlanacaktır. Engelleme çabaları beyhudedir. Düşmancadır. Kürt halkının kazanımları, bölge halklarının demokrasi ve eşitlik mücadelelerinin aleyhine olmayacaktır. Aksine ortak kazanımdır. Kürtlerin de her parçada, kendi aralarında, iş birliğini, güç birliğini, diyaloğu artırarak, doğru, ilkeli, örgütlü aktif bir mücadele yürütmeleri zorunludur.

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Afrin’e saldırı planı ve savaş çığırtkanlığı

Genel anlamıyla Savaş, sömürü ve baskının en vahşi biçimidir. Bu insanlık dışı yıkımdan, beslenenler de, ...