Anasayfa / YAZARLARIMIZ / H. Hasan Tuzcu / Avrupa Birliği ve Türkiye

Avrupa Birliği ve Türkiye

AB, bugüne kadar Avrupa’da gelişen en önemli küresel hareketlerin başında gelmektedir. Bunun içindir ki dünya tarafından dikkatle izlenmektedir. Türkiye’de bu hareketi uzun senelerdir takip etmektedir. AB’nin tarihçesi, 1955-75 yılları arasında kurulmuş olan Avrupa-Kömür Çelik Topluluğu, Avrupa Savunma Topluluğu, Avrupa Siyasi Birliği, 1955 Spack Komitesi, 1957 Roma Anlaşmasına dayanmaktadır. İlk defa bu anlaşmayı; beş ülke imzalamışlardır. Fransa, Almanya, Lüksemburg, İtalya ve Hollanda.
Amaçları, hızlı bir şekilde siyasi birliğe gitmekti. Bunun içinde önce ekonomik entegrasyon dediler. Bu hedefler için gayretler bütün hızıyla sürerken, bunun yanın da genişleme de devam etti. 1973’te Danimarka, İrlanda, İngiltere, 1981’de Yunanistan, 1986’da Portekiz, İspanya AB üyesi oldular. 1992 Matrisrich anlaşmasıyla; AB bugünkü anlamıyla daha da netleşti. Yapılan çerçeve ve programlayıcı anlaşmalar; hedefleri gerçekleştirmenin alt yapısını ve kurumlarını oluşturdular (konsey, komisyon, Avrupa Parlamentosu, AB Adalet Divanı gibi) bugün Avrupa Birliği denildiğinde, sanayi politikası, ulaştırma politikası, enerji, kültür ve çok daha önemlisi, ekonomik parasal birlik politikası olan bir küresel güç anlaşılmaktadır. 1 Mayıs 2004’te 5. açılımı ile Çekoslavakya, Polonya, G. Kıbrıs, Malta, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya’yı da üye olarak karşılamıştır. AB yetkilileri, bu genişlemeyi, “olağan üstü bir başarı” olarak tanımladılar. Bu genişlemeyle birlikte, “Avrupa’nın savaş sonrası bölünmüşlüğünün sona erdirildiğini, Avrupa ailesinin üyeleri, güç ve yeteneklerini birleştirerek, kültürel ve bölgesel çeşitliliğe kavuşmuşlardır” dediler. AB, 2007’de de 6. büyümesiyle, Romanya ve Bulgaristan’ı da bünyesine alarak nüfusunu 500 milyon sınırına ulaştırmıştır. Bugün dünya nüfusunun 7.3 ünü bünyesinde barındırmaktadır. Dünyanın nominal gayri safi yurtiçi hasılasının % 30 luk bölümünü oluşturuyor.(16.8 trilyon USD) birliğe üye ülkelerin, 16 sı avro adıyla anılan para birimini kullanmaktadır. AB, üye ülkelerini, Dünya Ticaret Örgütünde , G.8 zirvesinde, birleşmiş milletlerde temsil ederek dış politikalarında rol almaktadır. 27 üyesinden 21’i Nato’nun da üyesidir. Schengen Anlaşması uyarınca birlik üyesi ülkeler arasında; pasaport kontrolü de dahil, birçok adli ve içişlerinde kolaylıklar sağlanmıştır.
Avrupa’da barış ve istikrar içinde yaşayan bölgenin, genişlemesi, kıtadaki halkların güvenliğini artıracaktır. Ekonomik gelişmelerini sağlamış devletlerin, yeni katılan devletlerin ekonomik büyümesine destek olarak, yeni işlerin açılmasına yol açacaktır. Yeni üyeler, AB’nin çevre korumayı, suç, uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadele politikasını benimseyeceğinden, Avrupa çapında yurttaşların yaşam kalitesi artacaktır.AB deki gelişmeleri kısaca böyle özetledikten sonra Türkiye de başlangıçta belirttiğimiz gibi AB sürecini yakından takip etti. 1963 Ankara anlaşması, AET’nin mali protokoller aracılığıyla para vermesi, hazırlık, ilk beklentilerdi.
Bu dönem normalde 5 yıldır. 1969 da geçiş döneminin müzakerelerine başlansa bile ancak Ocak 1973’te katma protokol yürürlüğe girer. Böylece geçiş dönemi başlar ve Türkiye’ye yeni sorumluluklar da getirir. Bu süreç 1996’da gümrük birliği, Avrupa savunma birliği anlaşmalarıyla yeni bir sürece daha ulaşıyor. AB 10.11.1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye’yi resmen aday ilan ederek, yeni bir sürece kattı. 2002 yılının aralık ayında Kopenhag’da toplanan Avrupa konseyi, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesini ve bu çerçevede bir program sunmasını istedi. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa birliği ülkeleri Türkiye’nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler.
Türkiye’de büyüme hızı 2000 li yıllarda önemli bir hıza kavuşmasına rağmen, bütçe açığı, dış borç, işsizlik oranları açısından, AB ortalamalarının altında kalmaktadır. Yüksek nüfus artışı da bazı AB ülkeleri tarafından sorun olarak görülmektedir. Türkiye’nin komşularıyla yaşadığı sorunlar, AB ülkeleri tarafından endişe yaratmaktadır. Türkiye’nin kültürel ve tarihsel birliği açısından da, aykırı görüşler sürmektedir. Halkının Müslüman olması, coğrafya olarak büyük kısmının Asya’da olması tartışma konusudur.
Türkiye’nin AB’ne tam üyelik için, müzakerelere başlaması son derece önemli bir gelişmedir. 2005’ten bu yana tüm başlıklarda tarama süreci tamamlandı. Açılan bir başlık kapanırken, 12 başlıkta müzakere devam ediyor. AB komisyonu tavsiyesi ile 8 başlıkta ise müzakereler kısmen askıya alındı. Geriye kalan 9 fasıl donduruldu. 5 fasıl da Fransa engeline takıldı. AB ülkeleri içinde burjuva demokratik işleyiş farklı şekiller alabilmektedir. Bazılarının kötü politikaları, bugün de sorun olmaktadır; AB ye alınmamamız için de gayret edenler, içerde ve dışarı da daima olacaktır. Oluyor da zaten.
Tüm olumsuzluklara rağmen, gelinen nokta önemlidir. Bu süreci olumlu yönde etkileme imkanı vardır. Bunu somut pratik adımlar olarak belirleyecek ve uygulama alanına sokacak projeler gereklidir. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, toplumun ezici çoğunluğunun bu konuda ciddi çaba sarf etmesi gerekir.
Türkiye’deki demokrasi mücadelesi de bu konuda ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, laiklik sorunları ile kürt sorunu ortada çözüm beklemektedir. Avrupa da sınırların kalktığı, kültürlerin çeşitliliğe kavuşması söz konusuyken, yoksulluğu, inkar ve yok sayılmayı tartışmak istemezdik, şiddet ve koruculuk çözüm olarak benimsenmeseydi, seçim barajı ve partilerin kapatılmasını yaşamasaydık, cuntaların arenasına dönmeseydik, tüm bu olumsuzlukları yaşamayacaktık. Gerçekten acı verici, bunları geride bırakıp yeni bir sayfa ile Avrupa birliği projesine dahil olmayı başarmalıyız. Orta doğuda, asyada, afrikada olup bitenleri görüyoruz. Yüzümüzü uygarlığa , demokrasiye, özgürlüğe, refaha, sanayiye ve kalkınmaya çevirmeliyiz. Değilse bin yıllık kardeşlikten, din kardeşliğinden geriye hiçbir şey kalmaz. Başta devlet olmak üzere Türkiye’de herkese sorumluluk düşmektedir. İvedilikle;
• Baskı ve inkar politikaları terk edilmelidir. Herkesin kendini özgürce ifade etmesi, eğitim imkanlarından yararlanması yasal güvencelere kavuşturulmalı, kürt dili, tarihi ve kültürü üzerindeki baskılar kaldırılmalıdır.
• Örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, demokratik hak ve özgürlükler yasal güvencelere kavuşturulmalıdır.
• Türkiye bölgesel gelişmişlik farklılıklarını ortadan kaldıracak, ekonomik kalkınma, sanayileşme, konut, tarım ve alt yapı projelerini ve sosyal (eğitim, sağlık, imar) tedbirlerle birlikte yürürlüğe koymak için harekete geçilmelidir.
• Üretim ve istihdam konularındaki gelişmeyi; Avrupa Birliği Standartlarına yaklaştırmak için gerekli tüm çabaları sarfetmelidir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme talebi haklı bir taleptir. Türkiye de Avrupa birliği için önemli bir ülkedir. Geostratejik konumu yanın da önemli bir hidroelektrik üreticisidir. Önemli bir ihracata sahiptir. Genç nüfusu, yetişmiş emek ve beyin gücüne sahiptir. Yaşadığı coğrafya itibarıyla binlerce yıllık tarihi ve kültürel zenginliğe sahiptir. İçişlerinde eşitlik, barış, demokrasi ve özgürlükleri sağlamış bir Türkiye, dış ilişkilerinde; komşularıyla barış ve istikrar sağlamış bir Türkiye neden Avrupa Birliği’ne alınmasın.
Bugün ve gelecekte; Türkiye halkı olarak, eğitimli, bilgili, üretken, bir arada yaşama becerisi göstermiş, onurlu bireyler olarak yaşamak istiyorsak, ekonomik ve sosyal standartlarımızı yükseltmek zorundayız. Bunun için dünyayı yeniden keşfetmemize gerek yoktur. Demokratik kurallar ve özgürlükler içinde örgütlü, disiplinli çalışmak gereklidir.
Dünyadan kopmaya imkan yoktur. İnsanlık ailesinin birer onurlu ferdi olarak yaşamaya devam edeceğiz. Başta insan olmak üzere bütün canlıların yaşamasına imkan tanıyan çevre ve doğa ile de barışık olmaya mecburuz. Savaşları ve çatışmaları engellemeliyiz. Yoksulluğu ve cehaleti silip atmalıyız. Bunun için Avrupalı olmaya gerek yoktur. Avrupa Birliğine girmeye de gerek yoktur. Ama bir şeye ihtiyaç vardır. Halkın diliyle “Evinin önünü temiz tutmak”

x

Check Also

Afrin’e saldırı planı ve savaş çığırtkanlığı

Genel anlamıyla Savaş, sömürü ve baskının en vahşi biçimidir. Bu insanlık dışı yıkımdan, beslenenler de, ...