Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Mehmet Gezen / ..beni yaraladığin yerde; kendin can veriyordun

..beni yaraladığin yerde; kendin can veriyordun

Platon, Devlet adlı eserinde insanları karanlık bir mağarada sıra sıra dizilip, üzerinde çeşitli titreşimlerin göründüğü duvara bakan bir toplum hayal etmemizi söyler. Bu insanların hiçbiri mağaranın dışına çıkmamış ve hiçbiri duvardaki titreşimlerden başka bir şey görmemiştir. Hepside duvardakilerden başka birşeylerin olmadığına sorgusuzca inanmışlardır. Günün birinde içlerinden biri ayağa kalkarak dışarıya çıkar. Işığa alışık olmadığından biran çevresini göremez, olup bitene anlam veremez. Sonrasında titrek görüntülere benzemeyen bir yığın görüntü ve biçim görür. Korkuyla arkadaşlarının yanına gelir bir solukta. ” Yaşadığımız bu yer bir mağara ve bu mağaranın bir de dışı var. Mağaranın dışı içeriden çok farklı ve gerçek hayat dışarıda sürüyor ” der. Arkadaşları kendisiyle dalga geçerler. ” Gerçek olan işte bu ” diyerek duvarları gösterirler.
Kimi insanlar kendileri olamadıkları için ,başkalarının kendileri için söylediklerine ve yaptiklarina hemen inanırlar. Ve bu insanlar icin asl olan hakikat değil inançlardir. Sistem inanç temelinde şekilleniyor ve bu sistemi yürütende, ne doğrular ne de gerçeklerdir. Sadece toplumsal inançdır. Ve bu insanların inançları duvardaki titreşimlerden başka birşey değildir. Şan ve şöhrete düşkündürler. Yegâne çabaları isimlerinin önüne yeni sıfatlar bulmaktır. Inandiklari tek güç paradır. Kendi icindeki tılsımlı güçü görmez, bu güce inanmaz. Bunun icinde yüzlerinde sürekli bir maskeyle gezerler. Maskeler düşerse gücüde kaybederler, bilirler. Bu yüzden ne kendileri olurlar ne de başkaları. Düşünme ve sorgulama yetileri gelişmediği gibi var olanıda sürekli törpüleme uğraşındadırlar. Inanclarinin ve dünyevi hazların peşinden sürüklenerek sadece yaşamak için yaşamaya çalışırlar. Birilerine yaranma ve yaltaklanma çabasından, insanı insan yapan değerlerden; duyguda yoğunluk, ruhta zenginlik , ahlâkta derinlikten o kadar uzaklar ki…

Asıl sorun insanın kendi içine inememesidir. Kendi içindeki karanlıkların en kuytu köşelerine dokunamamasidir. Kendi içine indikçe kendi içindeki toprağı kazıdıkça kendini bulacaktı. Sanırım yeryüzündeki en kutsal ibadet insanın kendi içine doğru yolculuk yapması ve bu yolculukta kendisiyle yuzlesmesidir.

Ne zaman ki maskelerimizden kurtulup söyleyip de yazdıklarımızı içselleştirirsek

Kendi iç sesimizle türküler söyleyip şiirler okursak işte o zaman yaşam daha bir yaşanılır insanlar daha bir katlanır hale gelecekti.

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Vefasız kalabalıklar

Yaşadığın bu hayat sadece senin hayatın değildir. Başkalarının da hayatları var. Ve sen, sadece bu ...