Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Metin Baysal / Bir pazar sohbeti: Massey Harris

Bir pazar sohbeti: Massey Harris

Bundan üç gün önce perşembe sabahı saat altıda kahvemi içtim ve saat yedi de işbaşı yaptım.işe başlamamla üzerime bir hüzün düşmesi bir oldu. Yine uzaklardayım kafamda köyüm ve köylüm başka birşey düşünemiyor kendimi bir türlü işime veremiyorum.saat dokuzda verdiğimiz arada arkadaşlar kendi aralarında konuşuyorlar ve gazetede bir Türkün seksenlik yolda yüzseksen ile radara yakalandığını ve bunun tartşmasını yapıyorlar.Ben bu tartışmanın etkisiyle daha da derinlere gittim.Aslında bizde yani bizim köyde hız tutkunu pek kimse yok bir konun dışında ki o konuyu düşünürken geçmişte yaşananlar birbir kafamda şekilenip gözlerimin önünde canlandılar.

1960’ların ikinci yarısı ve 1970’lı yıllarında babamın K55 Massey Harris isminde traktörü vardı ve köyün bütün işleri bu traktör ile yapılırdı.babamın uzunca süre kapısında bu traktör olmasına rağmen kendisinin birgün sürdüğünü görmedim, hiç hatırlamiyorum,fakat Kuşça köyünde sürmeyen kalmamıştı en uzun sürenler arasında
Bayram Doğru
Arap Baran
Mehmet Gülen
MehmetÇalışkan
Mustafa Başaran
Hasan Kırkan
Ziya Çetinkaya (Beşkavak köyü)

Hepside köyün genç delikanlılarıydı. Bu traktör;devrilmeye yatkındı çünkü sonra köyde bunlar çoğalınca ve çevre köylerinden çok devrilme haberi alıyorduk bizim traktöründe ve köyde bir başka traktöründe aşırı hızdan dolayı devrildiğine şahit oldum.
Binek hayvanları ile büyüklerimizde ,biz çocuklarda yarışıyorduk hemde ne yarışma hayvanın sırtından inmiyorduk.
Anam kütükuşağı köyünden o zamanlar ulaşım bugünki gibi olmadığı için ancak altı ayda bir baba evine giderdi giderken ya baba tarafım ya da dayı tarafım gelip alıp götürürlerdi.Ben baba tarafının götürmesini hiç istemiyordum burdan götürürkende ordandan getirirkende bir asık suratla götürürlerdi ki sormayın.Dayı tarafı bir başkaydı dayımın at arabasına klav serilir üzerinede oturmak için minderler atılırdı.yolculuk boyunca dayılarım bizi hoşnut ve güldürmek için çok şey yaparlardı.bizler arabanın üzerinde sırtımız dışarıya yüzlerimiz birbirimize bakacak şekilde otururduk en önemliside köyün dışına çıkar çıkmaz dayım bizi kucağına oturtur ve dizginleri elimize verirdi ki bu çok hoşumuza gider ve dünyalar bizim olurdu.Nasıl ki bir pilot kara taşıt sürücülerinin yanında bir havalara girer bizde bu at arabası sürüşümüzle arkadaşlarımızın yanında böyle bir havaya giriyorduk.

Dayımlardayken gençler tarlaya gidip akşama dönüyorlardı.Bir defasında bizide yanlarına almışlardı köyün dışına çıkarken bir başka komşularının at arabasıyla yan tarlaya gittiklerini gördüm ve iki araba yanyana gelir gelmez yarışmaya başladılar ben çocuk kafasıyla uçtuğumuzu zanettim.akşama eve dönerken güneş yeni batmış bir serinlik çökmüştü gün içinde ben dayıoğluma arabayı ne güzel kullandığını ve atların ne güzel hızlı gittiklerini söylemiştim o da gaza gelmiş olmalı ki tekrar komşusu ile yarışırken arabanın üzerinde ayağa kalktı dizleri yarım çökük ,kıçını dışarı çıkarmiş ,hafif öne eğilmiş tam bir jokey duruşu dizginleri bir çekiyor bir bırakıyor deh deeeh diyordu atlar sanki uçuyordu ve yarışı kazanmıştı.köyün girişinde durduk evdekiler anlamasın diye ataların terini temizlemişti atlar sanki sudan çıkmişlardı burunlarından nefes alıp verirken sanki içerden güçlü bir kopresörün yardımıyla nefes veriyordu.Ben binek hayvanlarıyla yarışmayı ilk defa burda görmüştüm. Daha sonraki yıllarda biraz büyüdüğümüzde biz çocuklar köydeki başı boş eşeklere binip yarışırdık.Nakave askara çiktıktığımızda mera olan dümdüz bir arazi vardır.male haskavke harman yerinden male mıstefaaşke tarlasına kadar uzayan iki yüz metre eninde bu meranın bittiği yer ile ekin tarlaların başladığı yer arasında toprak , tozlu bir yol vardı işte bu yol bizden çok çekti, bitmek tükenmek bilmiyen bir çocuk enerjisi ile burada yarışırdık.Arka mahale çocukları ile ön mahale çocukları olarak yarışır genelde arka mahale çocukları kazanırdı.ayrıca elini kolunu kıran çok olurdu yinede bu hevesimizden vazgeçmezdik.

Massey Harris ve sürücüleri günlerdir iş başında erzaklarını babam bazende biz çocuklar götürüyorduk.Remork arabanın sağı solu ve motora takılan tarafı kapalı olmak şartıyla çadırlarla küçük bir oda haline getirmişler içerde sağlı sollu klavlardan iki yatak ve birazda mutfak eşyası biri nadas sürerken diğeri burda kalır ve burada yatardı. Biz çocuklar içinde burası entrasan bir yerdi yakaladığımız her fırsatta burada otururduk. Bir sonbahar günü köylü harmanlarını kaldırmış ve bir dinlenme dönemindeyken sadece nadaslarını nasıl yapacaklarını düşünürken nakave aşezozan’da traktörün devrildiği haberi gelir ve ilk yarım saat içinde bütün köylü ordaydı,gördüğümüz manzara korkunçtu traktör bir uçuruma yuvarlanmıştı sürücüye hiç birşey olmamıştı fakat Şiho Köle (şixe male mastkole)malisef belini kırmıştı.Bu olaydan yaklaşık kırk sene sonra Yeniceobalı bir arkadaşım telefon etti ve çocukları al gel oturalım dedi ayrıca burda bir tanıdığın var dedi.Bende merakla gittim içeri girdim selamımı verdim ev sahibi selamımı aldı buyur abi dedi baktım odada başka bir aile var adam ayağı kalktı bana doğru geldi iriyarı ,oldukça yakışıklı ,altmişbeş yaşlarında ,geldi beni kucakladı kucağında beni kokladı ellerimden tutup bırakmadı ve beni tanıdınmı diye sordu bende özür diledim tanımiyorum derken Ziya desem dedi ondan sonra tanıdım .o devrilen traktörün sürücüsü Ziya Çetinkayaidi.Bu olaydan söz ederken o gün son üç gün yemek yemediğini tarlaya erzak gelmediği için o yokuştan aşağı inerken gözlerinin karardığını söyledi.oysa o tarihte aşırı hızdan devrildiğini söylemişlerdi.

1970’lı yıllarında bizim köyde yapılan düğünler hiç ama hiç renkli değillerdi.çevre köylerde; kelhasan köyü, xalikan köyü, cutka ve diğer köylerde yapılan düğünler çok farklıydı.Davullu zurnalı oğlanlar ve kızlar elelle günlerce halaylar çekilirdi.Bizde adamın sabah düğünü olacak o da kahvede kağıt oynuyordu.Düğünün eğlencesi hemen hemen hiç yoktu bu bir ,ikincisi ;düğünler sabah erkenden oldu bittiye gettirilip saat engeç dokuzda bilemedin saat onda biterdi.Üçüncüsü ;hiç bir damat kendi düğününü görmezdi,düğünün yapılacağı gün sabah erkenden ya bir akrabasının ya da bir komşusunun evinde saklanırdı.Dördüncüsü ;hiç istemiyeceğimiz bir şeydi,damat tarafı köydeki motorlu taşıtları davet eder bu araçlar düğün günü damat evine gelir sonra hep beraber gelin evine gidilir.Gelin evinde başından belline kadar bir çarşafın altında olan gelin alınır, kat kat döşekler,yorganlar,yastıklar,minderler hepsi bir traktör veya kamyona yüklenir ve köyün etrafında bir tur atmak için yola çıkarlardı.İşte bu bu tur atılırken bütün araçlar tam gaz ile yarışırdı,traktör traktör ile kamyon kamyon ile otomobiller otomobillerle son surat yarışırdı.Hepsinin içerisinin çoluk çocuk ile dolu olduğu,neşe ,sevinç ve kahkahanın zirvede olduğu bu ortamda yarışmanın riskli olduğunu bildikleri halde her düğünde bunu yapıyorlardı.Ayrıca yarış halinde olan bu araçların önü taşlarla çocuklar tarafından kesilirdi yol kesmenin tabii ki başka yöntemleride vardı.kimi bindiği at ve eşeği ile kimide koyun sürüsü ile bunu yapardı.Damat evinin önünde çocuklar yastığı kaptığı gibi nefesi damadın saklandığı evde alırlardı.bu güzel birşeydi çünkü çocuklar bunu yapmak için birbiriyle yarışırdı.

1970’lı yılların ilk yarısında ben Yeniceoba’da ortaokula gidiyordum.Bir oda bir miyanı (hem giriş hemde mutfak) olan bir evde iki kardeş kaliyorduk.Aynı dönemde Ramazan Baysal ile Yusuf Ünlü başka bir evde Ömer Erdem ve Akif Erdemde başka evde kaliyor ve bizim köylü olupta Yeniceobada okuyan diğer arkadaşlar akrabalarının yanında kalıyorladı.Nuri Arabacı ve Mehmet Arslan gibi.Aslında bir yıl önce bu saydıklarımın hepsi akrabalarında kalıyordu.Bu ev tutma iki sene sürdü sonrasında artık herkesin evinin önünde bir araç olduğu için ben,Fikret Yüksel,Yaşar Olgun,Akif Erdem ve MuammerYalçın her hafta birimizin sahibi bizleri sabah götürüp akşamlarıda geri getirecekti ancak bu sadece bir iki hafta sürdü sonrasında bizler kendi çabamızla gidiyor ve geliyorduk çoğu zaman yaya gider gelirdik.Kuşça dan yeniceobaya yayan gitmek bizler için sorun değildi ama male haci haçke’nin köpekleri hemde kocaman köpekleri vardı.yüreğimiz ağzımızda gider ve gelirdik.

29 ekim 1974 bütün Türkiyede sabah öğrenciler toplanır cumhurriyettin ilanından dolayı bir nutuk verilir ve öğrenciler eve gönderilir.Biz o gün boş olduğumuz için Yeniceoba’nın nakave gır’da futbol maçı oynuyorduk kendimizi tamamen maça vermiştik.futbol oynadığımız saha Kuşça’dan gelen yolun kenarındaydı.oyun esnasında bizim köyden onca aracın peşpeşe geldiğini gördük.onlar geçtiler başkaları geldiler onlarda gitiler başkalarının acele ile telaşla gelip geçtiklerini gördük birşeyin olduğunu sezdik nakave gırdaki Yeniceobalılarda toplanmaya başladılar ve bizler maçı bırakıp onların yanına gittik.Bir kadından xalti ne olmuş diye sorduk.kadın hacilarada kaza olmuş çocuklar ölmüş çoğuda yaralıymiş ve yaralı olanları cihanbeyliye kaçırıyorlar dedi ve boğazım düğümlendi.Hemen köye geldik köyde tam yas havası köyün toprağı ağlıyor göğü inliyor güzelim kayalıklar çocukların feryadına tanıklık ettikleri için kendinden utaniyordu.

O gün male xali şişkonun düğünü vardır Mustafa Olgun ve Hale Kaya evlenecekler.Her iki ailede düğün için bütün hazırlıklarını yapmıştır.xali şişkonun evinin önünde toplanan traktörler ,kamyonlar arabalar gelini almak için male osmani uske ‘nin evine giderler. male osmani uske ile köy okulu yanyanadır.tam düğünün olduğu sırada öğretmenler çocuklara verdikleri nutuğu bitirip çocukları eve gönderirler.çocuklarda hep beraber düğün evindeki araçlara binerler ve köyün etrafında tur atmak için yola çıkarlar her düğünde olduğu gibi çocuklarla dolu olan araçlar son surat yarışmaya başlarlar. Massey Harris’i bir çocuk kullanıyor. Bizim köyden Yeniceobaya doğru giderken şimdiki petrolu geçer geçmez hemen sağa dönen bir viraj vardır o viraj eskiden çok daha keskindi şimdi nispetten biraz iyidir. Burdan celile doğru değil celilden köye doğru gelirken son hızla doksan derecelik viraji alırken traktör arkasındaki arabayı çırpıyor çocuklar metrelerce ileriye fırlıyor arkasından araba devriliyor. Kiminin yüzü gözü parçalanıyor, kiminin eli kollu kırılıyor, kiminin kafası yarılıyor,kiminin kaburgası ,kiminin böbreği darbe alıyor ve malısef ümari kıçkırığın oğlu Müttalip sonsuza dek aramızdan ayrılıyor.yarılıları hemen Cihanbeyliye götürürler. Cihanbeylide ilk müdahaleden sonra
Elife Çoşan
Ayşe Karakurt
Medine Küçük
Hatice Okutan
Fadime Kömürcü ve Raif Kömürcüyü ağır yaralı diye Konya’ya havale ederler. Cihanbeyli’den haber bekliyen köylümüzün bu bekleyişi endişe ve korkuya dönmüştür.Taziye evine gittiğimizde yırtınanları,çırpınanları, ağıt yakanlar, çocukların gözünden akan boncuk boncuk gözyaşları ve annesinin kani lorika mın kani deyişi yürekleri yakıyordu.
Öğretmenler kendilerini suçlu hisediyor,traktör sahibi kendisini suçlu,düğün sahibi kendisini suçlu,damat ve gelin kedilerini suçlu ve olmaz olası o viraj kendisini suçlu hisediyordu.
İşte surat ve işte sonucu.
Hepinize hayırlı pazarlar dilerim.

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Bir pazar sohbeti: Hayattaki Gardiyanlar

“Paralı fakir arkadaşın olacağına, parasız zengin dostun olsun” Bu pazar size biri yirmi sene önce ...