Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Fehmi Sütçü / ‘Düşünüyorum o halde varım’

‘Düşünüyorum o halde varım’

‘Düşünüyorum o halde varım’ sözünü felsefeyle ilgisi olsun ya da olmasın bir çok insan duymuştur. Descartes’n bunu neden söylediğini sanırım çok az insan merak edebilir. Descartes okunduğunda ya da felsefesi anlaşıldığında neden söylediği açık bir şekilde ortaya çıkar.
RENE DESCARTES, Rönesansın başlarında yaşamış olan bu önemli fransız filozof modern felsefenin kurucusudur. Hem yeniyi hem eskiyi temsil ediyordu. Felsefeyi yeni, güvenli ve kesin bir temele oturtmak istedi. Ona göre kesin metod tümdengelimli matematik metoddu. Eğer felsefe geometri ve matematik ya da diğer bilimler gibi sistem olacaksa tamamen kesin ve doğru önermeler olmalıdır, ve bunu ideali yaptı. Felsefesini şüphe ve kuşku üzerine kurarak ve metodik şüpheyle he şeyi sorgulamaya başladı. Bu yöntemin amacı neyin şüphe etmek için doğru ya da saçma olduğunu değil, neyin mantıksal olarak mümkün olduğunu bulmaktır. Descartes için başlamadan önce kesin olan bir tek şey vardır. Düşünen insan.
Farklı bilgi türlerini ele alır, bunları metodik şüpheyle test etmeye başlar. Önce felsefe geleneğini ele alır. Filozofların dediklerinden şüphe etmek mümkün müdür.? Evet der, eskiden beri filozoflar anlaşmazlık halinde idiler ve hala da öyledirler.
İkinci olarak duyuları ele alır, mantıksal olarak duyularımızın bizi yanıltabileceğini ve onlardan şüphe etmemiz gerektiğini söyler. Örneğin bir kuleye uzaktan baktığınızda yuvarlak, yakından baktığınızda kareye dönüşebilir. Böylece aynı şey hakkında iki çelişen duyumuzun olduğunu belirtir. Kulenin hakikatte kare olduğunu, zira uzaktayken yuvarlak görünmekle beraber, yakındayken kare gördüğümüzü iddia ederiz. Pratikte kulenin gerçekten yuvarlak mı ya da kare olduğunu anlamak zor değildir. Ama örnek duyuların yanılabileceğini, duyusal bir izlenimin başka duyusal bir izlenimle doğrulanamayacağını gösteriyor. Burada kesinlik olmadığı için, bu sonsuza kadar böyle gidebilir. Üçüncü olarak mantığı ele alır. Burada metodik şüphe yöntemini kriterlere uygulamaya çalışır. Bir argüman dizisini doğrulamak için, elimizde başka bir argüman dizisi vardır. İlk argüman dizisi yanılıyorsa eğer, diğer argüman diziside yanılabilir. Bunun ilke olarak mümkün olduğunu söyler. Dördüncü olarak kendisinin uyanık mı yoksa düşte mi olduğunu belirlemek için herhangi bir kriteri ya da kesin bir ölçütünün olmadığını ileri sürer. Tüm durumlarda kesin kriterler aradığı için ve böyle bir kriterinin olmadığı sonucuna varır.

Descartes’n metodik şüphe yöntemiyle bilgi testine baktığımızda, bildiğimizi sandığımız her şeyden şüphe etmemiz ve kuşkulanmamız gerektiğini ve yanılabileceğimiz anlaşılıyor. Descartes’a göre yukarıdaki bilgi testini geçen bir tek şey vardır. İnsan varlığından ve bilincinden şüphe etmez. Yani insanın var olduğu, düşündüğü ve bilinçli olduğu kesindir. Ve ‘DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARIM’ ‘kuşkulanıyorum o halde varım’ der. Böyle derken kafasında kusursuz bir varlık anlayışı vardır. Kendisinin şüphe, kuşku ve belirsizlikle dolu olduğundan mükemmel olmadığını ileri sürer. Ve felsefesini mükemmeli arama üzerine kurar. Mükammelin ve kusursuzluk anlayışının nedeni kendisi olamayacağını belirtir. Buna ancak mükemmel bir varlık neden olabilir. O halde tanrı mükemmel olarak vardır. Şüpheleri devam eder. Mükemmel bir tanrı kudretli kabul edildiğinden, aynı zararlı ve kötü şeytan fikrinide ortadan kaldırır ya da çürütür. Fakat insan tanrıya rağmen nasıl oluyor da böyle sık sık yanılabiliyor. Descartes’ a göre hataya düşeriz ve yanılabiliriz. Duyularımıza kendini sunan şeyleri analiz etmek için, sistematik ve eleştirel olmak zorundayız. Açık ve net olanı kavramalıyız. Doğru olan ya da olmayanı ayırt etmek için, aklımızı eleştirel kullanmak zorundayız. Felsefi tezler, duyusal algılanım ve mantıksal idrakten şüphe etmeyi ortadan kaldırmak için tanrının ispatını sürdürür. Ve hakikat için tek kriteri tanrının mükemmelin ve kusursuzluğun başlatıcısı olduğudur. Tanrı mükemmel olarak vardır ve beni aldatmaz, aldatsa bile aldatılmış ve düşünen biri olarak varım sonucuna varır. Böylece teorik argümanlarımızı iyileştirmiş olur. Akıl yoluyla bu testi geçtikten sonra, duyularımıza güven duymamız gerektiğini düşünür. Ama duyusal deneyimlerin doğaları gereği akıldan daha az güven aşıladığını ileri sürer.

Descartes yeni çağda batının en büyük dahisiydi. Kendi şüpheleri ve kuşkularından kurtulmak için, gerçeklikle buluşmak istedi. Kuşku etti ve her şeyden şüphelendi. Gerçeğe böyle ulaşacağını düşündü. Ben ne düşünüyorsam oyum dedi. Düşünmek var olmaktı ve düşünce var olan tek gerçeklikti. Bütün insanlar için akıl ortaktır dedi. Hataların yalnızca özgür iradeyle işlenebileceğini söyledi. Çözülemeyecek hiç bir şeyin olmadığını her şeyin düşünceyle keşfedileceğini savunarak evrene meydan okudu. Onun felsefesi henüz idealist olunmaksızın idealizme bir giriştir. Biz sadece bu idealizmden kısa bir özet sunduk.

Descartes’n felsefesi ne kadar büyük ve geniş ise, aksine ölümüde trajik olmuştur. 1650 yılının ocak ayı İsveç’in son altmış yılının en sert kışıydı. Descartes, seks ve felsefe düşkünü İsveç kraliçesi Christina’ya felsefe dersleri vermek üzre Stockholm’e davet edilir. Çocukluğundan beri öksürük ve üşümeyle işkence çekmiş olan bu adam, her sabah saat 5’te bir kızakla fransız büyükelçiliğinden İsveç kraliçesi sarayına gidip geldi. Bu randevuların amacı kraliçeye felsefe dersleri vermekti. Bu randevular Descartes’ın soğuk İsveç iklimine dayanamayarak bir kaç hafta içinde zatürre ye yakalanmasıyla son buldu. Hastalandıktan 9 gün sonra bu hastalıktan öldü. Böylece öağdaş zamanların ve geleceğin habercisi bu adam, iri yarı et yığını ve seks düşkünü bir kraliçenin kaprislerinin kurbanı oldu. Descartes’a baktığımızda düşünme mesleğininde ne kadar tehlikeli olabileceğini ve trajik bir sonla bitebileceğini gösteriyor.

Bizde ‘Düşünüyorum o halde varım’ diyerek, bir sonraki yazıda buluşmak umuduyla…….

x

Check Also

Tarih ve Diyalektik

Georg Wilhelm Friedrich HEGEL (1770-1831) yılları arasında yaşadı. Almanya’nın Tübingen şehrinde din bilimi çalıştı. Bir ...