Anasayfa / NUÇE / KÜLTÜR & TARİH / Kürtlerin Tarih Sahnesindeki Yeri Ve Yaşadıkları Coğrafya

Kürtlerin Tarih Sahnesindeki Yeri Ve Yaşadıkları Coğrafya

Kürt meselesini iyi anlayabilmek için konuyu özünden , en başından almak gerekmektedir . Bu nedenle Kürt sorununun nasıl var olduğunu ve günümüze nasıl intikal ettiğini anlamak için Kürtlerin kökenine inmemiz gerekir . Kürtler Tarih sahnesine nasıl çıkmışlar ? Kürtler nerden gelmişler ve Kürtler kimlerdir ?

Kürtler ve Kökenleri

Kürtler Ortadoğu’nun yerli ve yerleşik (otokton) halklarındandır. Yazılı tarihin ve arkeolojik biliminin verilerine göre bilinebilecek ve (halen bilinen) en eski tarihten beri Orta Doğu’da yaşamaktadırlar. Diğer halklar gibi onların da tarihlerin de gerçekliği şüphe götürmeyen bilgilerin yanı sıra bugün için karanlıkta olan ve hakkında net olarak konuşulmayan ve aydınlatılmaya muhtaç noktalar vardır. Diyarbakır Ergani ilçesi yakınlarında Çayönü kazılarında bölgede yaşadıkları tespit edilen milattan önce 7250 yılına ait Subarular, Hurriler, Mittaniler; Van Gölü civarında yaşamış olan Haldiler, Urartular, bugünkü Botan Bölgesinde (Cizre-Şıranak-Siirt arası) yaşamış olan Karduklar bu günkü Kozluk Sason mıntıkasında yaşamış Kurtiler , Guttiler, Zağroslarda Kassitler Kürtlerin ilk atalarıdır. Bu halkların bir kısmı birbirlerinin devamıdır, ancak tamamı arasında kesin bir etnik akrabalık tespit edilmemiştir. Kürt tarihi ile ilgli birçok araştırmacıya göre yukarıda adları geçen halkların tamamı Hint-Avrupa kökenli Arilerdir. Özellikle Kürt siyasal elitlerin önemli bir kısmına göre Kürtlerin esas ataları MED’lerdir. Milattan önce ikibinli yıllardan itibaren İskandinavya ve Baltık sahillerinden Rusya steplerini geçerek Kafkaslar ve Azerbeycan üzerinden Batı İran’daki Zağros Dağlarına geldikleri ve Perslerle aynı kökten ve akraba oldukları öne sürülmektedir.

Kürt tarihi hakkında değerli araştırmalar yapmış olan Minorsky, yeni bulgulara da dayanarak Kürtlerin menşei hakkında değişik bir görüş getirmiştir. O, Kürtlerin Medlere dayandığı kanısındadır. Medler ise Doğudan gelen Aryan bir halktır. Minorsky onların önce, bugünkü Azerbaycan’a yerleştiklerini daha sonra (MÖ 7.yüzyıl) Van Gölü ‘ünün güney kesiminde batıya doğru yayıldıklarını illeri sürer. Minorsky’e göre, büyük ihtimalle iki kardeş aşiret olan Med lehçelerini konuşan Kurtilerle Mardlar kaynaşarak bu günkü Kürt halkının esas çekirdeğini oluşturmaktadır. Kürtlerin kökeni ile ilgili en yaygın kanaat, ister Hind- Avrupa kökenli ister kadim Orta Doğulu olsunlar Subarular, Huriler, Mittaniler, Haldiler, Urartular, Gutiler, Kurtiler, Karduklar ve Kassitler ile Hint Avrupa kökenli Medlerin tarih içerisinde bir potada eriyerek günümüzdeki Kürtleri oluşturdukları görüşüdür. Bir diğer itifak edilen husus ise Perslerle Medlerin dolayısıyla da Kürtlerin akraba olduklarıdır. Tarih boyunca milletler yoğun olarak yaşadıkları coğrafyaya isimlerini vermişler örneğin Türkistan, Arabistan vs. Ancak Kürtlerin tarih sahnesine çıkışlarından itibaren yoğun olarak yaşadıkları coğrafya ‘’Kürdistan’’ günümüze değin hem bilinmemiş bilindikten sonra da anlamlı bulunmamış ve hep yasaklı bir kavram olarak bellenmiştir.

Kürtlerin yeri, yurdu neresidir, Kürtler kendi coğrafyasında mı var olup yaşamışlar yoksa başka yerlerden göçüp şuan bulundukları coğrafyaya konmuşlar? Kürtler coğrafi olarak nerede var olmuşlar ve nerede varlık sürdürmüşler. Konunun daha iyi kavranabilmesi için Kürtlerin nerede yaşadıkları önemine binaen Kürtlerin yaşadıkları coğrafyayı bilgilendirmede fayda var. Kürdistan adını ilkin kim kullanmış?

turkler-sayesinde-genisleyen-kurt-cografyasi_326207

Kürtlerin Yaşadıkları Coğrafya ve Genel Özellikleri

Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları coğrafyaya ‘Kürdistan’ adını tarihte ilk olarak Selçuklu sulatanı Sultanı Sencer’in verdiği ve bu isimle bir eyalet oluşturulduğu genel bir kabuldür. Büyük Selçuklu Devleti döneminde Sultan Sencer ölümü (1157) Zağros dağlarının doğusunda Hemedan, Dinewar, Kirmanşah, Senandaj’ı, batıda ise Zap suyu bölgesindeki Şehrezor (bugünkü Süleymaniye şehri ve kuzeyi) ve Sincar Şengal bölgesini içeren bir Kürdistan eyaleti oluşturuldu. Bu eyaletin başkenti, Hemedan’ın kuzeybatısına düşen Bahar kenti idi. Nitekim daha sonra Osmanlılar da merkezi Diyarbekir olmak üzere bir Kürdistan eyaleti oluşturdular.

Türkiye Kürtleri

20.yüzyıl başlarında daha kitlesel göçler başlamadan önce Kürtler, Türkiye’de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bugünkü Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Kahramanmaraş, Kayseri ve Sivas illerinin doğu ilçeleri ile Malatya, Erzincan, Erzurum, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Van, Muş, Tunceli, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak, Hakkari, illerinde yaşıyorlardı. Ayrıca Tokat, Amasya, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Ankara, Konya, Aksaray illerinde de 16. 17. Yüzyıllarda iskan edilen hatırı sayılır nüfusa sahip Kürt aşiretleri vardır.

Suriye Kürtleri

Suriye’de Kürtler yoğun olarak Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güney hudutları boyunca Hatay’dan Irak sınırına kadar uzanan alanda yaşamaktadır. Hatay’ın doğusundaki Kürt dağından (Suriye’nin Afrin ilçesi) başlayan bu hat Halep, Rasulayn, Amuda, Kamışlı-Haseki yönünde Derik ve Ayndiwar’a kadar devam ederek Irak sınırına ulaşır. Suriyedeki Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları kesim merkezi Mardin’in Nusaybin ilçesine bitişik Kamışlı ilçesi olan ‘Elcezire’ diye adlandırılan Kuzeydoğu Suriye’dir. Suriye’de Selahaddin-i Eyubi döneminden itibaren Şam, Hama ve Humus şehirlerine göç ederek yerleşen ciddi bir Kürt nüfusu da vardır.

Irak Kürtleri

Irak’ta Kürtler yoğunluklu olarak Kuzey Irak’ta, Musul şehrinden geçen Dicle Nehrinin doğusu ile İran sınırı arasındaki bölgede, az bir kesimi de Musul şehrinin batısında Şangal Dağı yöresinde yaşayan Kürtlerin büyük bir kısmı Yezidi inancına sahiptir. Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtlerin coğrafi sınırları Irak’ın güneydoğusundan Bağdat yakınlarındaki Hanakin şehrine kadar devam eder. Bu alan içerisindeki başlıca şehirleri: Musul, Zaho, Erbil, Duhok, Şaklawa, Ranya, Rewanduz, Akra, İmmadiye, Kaladiza, Süleymaniye, Kerkük, Hanakin, Köysancak, ve Halepçe’dir Irakın orta ve güney kesiminde siyasi mecburi iskanların dışında yerleşik Kürt nüfus yok denecek kadar azdır. Bağdat’ta da özellikle son yıllarda göç ederek yerleşen ciddi bir Kürt nüfusu vardır.

İran Kürtleri

1945-mahabad-kurt-cemaati

İran’da Kürtlerin yaşadıkları coğrafya Türkiye İran sınırının en üst noktasından başlayarak, Türkiye-İran ve İran-Irak sınır boylarını takip ederek güney ve güneydoğuya doğru uzanır, güneyde Basra Körfezi istikametinde devam eder, ancak Basra Körfezi’ne erişemez. Bu alan içerisindeki belli başlı şehirler: Maku, Urmiye, Mehabad, Bijar, Mergever, Bane, Serdeşt, Sananadaj, Sakız, Hemedan ve Kirmanşah’tır. Ermenistan-Gürcistan-Azerbaycan Kürtleri: Bunların içerisinde en önemli Kürt nüfus Ermenistan’dadır. 1923-1929 yılları arasında Dağlık Karabağ yöresinde Sovyetler Birliği yönetimi tarafından Özerk Kızıl Kürdistan( Kürdistan’a Sor, Kürt Özerk Vilayeti) kurulmuş daha sonra bu özerk yönetim görülen lüzum üzerine kaldırılmıştır. Karabağ Kürt Özerk Vilayeti’nin en önemli şehirleri: Kelbajar, Laçin, ve Kubatlı olup bölgenin merkezi Laçin şehridir. Ermenistan Kürtlerinin büyük çoğunluğu Yezidi’dir.

Stalin döneminde Müslüman Kürtlerin büyük bir kısmı Azerbaycan ve Kazakistan’a sürgün edilmiş, Yezidi Kürtlere ise karışılmamıştır. Kürtler İran’da yoğunluklu olarak Fars(Pers) ve Azerilerle; Suriye’de Arap, Süryani ve Ermenilerle; Irak’ta ise Türkmen, Arap ve Asurilerle birlikte yaşamaktadır. Kürt coğrafyası içerisindeki bir çok ilde, özellikle şehir merkezlerinde, Kürt nüfusu ile Azeri, Türkmen ve Arap nüfus birbirine eşit yakınlıktadır. Bu duruma örnek olarak Antep, Maltaya, Erzincan, Erzurum, Kars, Iğdır, Mardin, Siirt, Urmiye, Kerkük, Musul, ve Halep şehirleri gösterilebilir. En tartışmalı konulardan biri de Kürtlerin nüfuslarının ne kadar olduğudur. Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde ciddi bir istatistik maalesef mevcut değildir. Onun içindir ki Kürt nüfusu hakkında illeri sürülen rakamlar ya çok abartılı veya çok düşük seviyelerdedir. Kişilerin siyasi düşüncelerine göre bu rakam azalıp artmakta ve büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı ilk resmi nüfus sayımı olan 1927 nüfus sayımı ve onu takip eden birkaç sayımda vatandaşlara anadilleri sorulurken, daha sonraki yıllarda yapılan sayımlarda bu uygulamadan da vazgeçilmiştir. Irak’ta hala 1957 nüfus sayımının sonuçları tartışılmaktadır. Suriye Kürtlerinin ise önemli bir kısmının vatandaşlık hakları bir yana nüfus cüzdanları bile yoktur. Tüm bu hatırlatmalardan sonra Kürtlerin nüfusları hakkında yine de bir şeyler söylemek mümkün:

Türkiye’de: 15. 000.000
İran’da: 8.000. 000
Irak’ta: 4.500. 000
Suriye’de: 1.500.000

Ermenistan, Gürcistan, Lübnan, Kazakistan, Azerbaycan’da: 500.000 Olmak üzere 2008 itibariyle Kürtlerin yaklaşık otuz milyon civarında olduğu öne sürülebilir. Bu sayıyı kırk-kırk beş milyona çıkaranlar olduğu gibi 18-20 milyon düzeyine indirenler de mevcuttur. Kürtler başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerine de göç etmiş bulunmaktadır. Dil bilimciler Kürtçeyi Hint-Avrupa dil gurubuna ait bir dil olarak kabul etmektedir. Günümüzde konuşulan Kürt lehçelerini dört ana başlık altında toplamak mümkündür:

1.Kurmanci (Bahdini)
2.Sorani
3.Dimili (Zazaki)
4.Gorani (Hevremani)

Tüm Kürtlerin yarıdan fazlası, hatta yaklaşık üçte ikisi Kurmanci konuşmaktadır. Kürtlerin Müslümanlık öncesi neredeyse tümüyle Zerdüşt dininde oldukları yaygın bir kabuldür. Zerdüştlük aydınlık ile karanlığın, iyilik ile kötülüğün sürekli çatışma halinde olduğu düalist (ikili) bir öğretidir. İyilik ve aydınlığın temsilcisi HÜRMÜZ (Ahura Mazda), Kötülük ve karanlığın temsilcisi ise EHRİMEN’dir. Hürmüz ile Ehrimen sürekli savaş halindedir. Bu aynı zamanda iyi niyetli ruhlarla kötü niyetli şeytanların savaşıdır. Sonuçta üstün durumda olan ve iradesini egemen kılan Hürmüz’dür. Bir çok araştırmacı Zerdüştlük inancı ile semavi dinlerdeki tanrı- şeytan mücadelesi arasındaki benzerlikten hareketle Zerdüşt’ün peygamber olabileceğini, öğretisinin ise zamanla tahrif edilmiş olabileceğini ileri sürmüştür.

Yezidilik: Kürtler arasında rastlanan bu inancın kurucusu 11.Yüzyılın sonunda ve 12.Yüzyılın başında yaşamış olan Şeyh Adi’dir. Şeyh Adi’nin Lübnanlı, Arap kökenli Müslüman bir mutasavvuf olması konunun izahını zorlaştırmaktadır . Yezidi inancının kurallarını kapsayan Mushaf’a Reş ve Kitabü’l Cilve adlı iki kutsal kitabın onun tarafından kaleme alındığı öne sürülmektedir.

Müslümanlık : Kürtler Hz. Ömer döneminde 637 yılından itibaren Müslümanlığı kabul etmeye başladılar. 639 tarihinde Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin Müslümanlarca alınması ve 641’te Kadisiye savaşı ile İran’ın yönetimini tümüyle Müslümanların eline geçmesinden sonra Kürtler arasında Müslümanlık büyük bir hızla yayılmaya başladı. Kürtler, Müslümanlığı Türklerden 200 yıl önce kabul ettiler. Türkiye’nin en eski camii, 639 yılında tarihi Mar-Toma Kilisesinden çevrilen Diyarbakır Ulu Cami’dir. Bugün çok az Yezidi’nin dışında Kürtlerin yaklaşık %98-%99’u Müslüman’dır . Müslüman Kürtlerin %90’a yakın bir bölümü Sünni, yaklaşık %10’luk kesimi ise Şii ve Alevi’dir. Kürtlerde belli bir hiyerarşik yapı olmamakla birlikte Kürtlerdeki sosyal yapılanmayı şöyle bir yapılanmayla gösterebiliriz.

Kürtlerde Sosyal Yapı

Her toplumda, her millete belli sınıflar ve katmanlar olduğu gibi, Kürt toplumunda da sosyal yapı belli katmanlardan oluşmaktadır. Kürt toplumunun feodal-yönetici üst kesimi şunlardan oluşur.

Mirler: (Beyler) Kürt toplumunun en Aristokrat kesimidir. Bunlara yerel hükümdarlar da denilebilir.

Ağalar: Ağalardan kastedilen aşiret ağalarıdır.

Eşraf : ‘Eşraf’ şehir ve ilçe merkezlerindeki büyük ailelerdir.

Şeyhler: Tarikatların ve onların dini liderleri olan şeyhlerin Kürtler içerisinde etkinlikleri öteden beri mevcuttur.

Melalar (Mollar): Melalar, Kürtlerin aydınlarıdır. Modern dönemden önce, bugünkü şekliyle okulların olmadığı dönemlerde, tüm eğitim ve öğrenim İslami medreselerde yapılıyordu. Medreselerde genellikle on iki yıl kadar süren bir eğitimden sonra yeterlilik gösteren öğrenciler icazet (diploma) alır. Mela tek başına bir bireydir ve ilmi temsil eder.

Halk Tabakaları

Geniş Kürt halk kitlelerini de başlıca üç sınıfa ayırabiliriz:

Köylüler: Kürt köylülerinin yerleşik olanlarını toprak sahibi ve toprak sahibi olmayanlar diye ikiye ayırabiliriz.

Köçerler: (Göçebeler). Göçebe Kürtler Kürt aşiret yapısının orijinal özelliklerini bünyesinde barındırır.

Şehirli Kürtler: Şehirde yerleşen Kürtler iki üç kuşak içinde şehre tam anlamıyla uyum gösterir.

İslam Öncesi Kürtler

İslam orduları Kürtlerle karşılaşmadan önce Kürtler, Farslar birlikte Zerdüştlük dinin inanıyordu. Doğu’da İran Sasani, Batı’da Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşıyorlardı. İslam orduları Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra 633 yılından itibaren İranlıların egemenliği altında ki bölgelere yayılmaya ve seferler düzenlemeye başladı. Kürtler de Perslerle (Farslar) birlikte İran Topraklarında yaşıyorlardı. İslam orduları ile İranlılar arasındaki en önemli savaş 637 de Hz. Ömer zamanında Dicle nehri yakınında Kadisiye’de yapıldı. Savaşta İran Sasani Hükümdarı 3.Yezdegerd Medya içlerine kaçtı İslam orduları bu savaş sonrası Nehavend ve Medleri eski başkentleri Hemedanı 643 yılında ise Şehrezor (bu günkü Süleymaniye şehri çevresi) bölgesini ele geçirdi.

Turanian_warriors

Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ise 639 tarihinde aralarında ünlü kumandan Halit bin Velid’in de bulunduğu İyaz bin Ğanem komutasındaki İslam orduları tarafından fethedildi. Ekrem Cemil Paşa gibi İslam karşıtı bazı tarihçilerin hiçbir ciddi belge ve kaynak göstermeden ısrarla çarpıtmaya çalıştıkları bir konu da Kürtlerin nasıl Müslüman olduğu konusudur. Bu gibi kişilerin iddialarına göre İslam orduları bölgeye gelmiş yakıp yıkmış büyük katliamlar yaparak Kürdistan’ı işgal etmiş, Kürtlerin devletlerini ortadan kaldırmış onları zorla Müslümanlaştırmış.

‘’Kürdistan’ı istila eden Müslüman Arap ordusunun zulmü yüzyıllarca sürdü. Kılıçtan kurtulanların, İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen, yüzyıldan fazla bir süre Kürtçe, Farsça ve diğer dillerde konuşmaları yasaklandı. Arapçadan başka bir dille konuşanların dillerinin ucu makasla kesildi. Kürt’ü Arap yapmak için her türlü zulüm her türlü hile ve yöntem geçerliydi.’’

Bu derece korkunç bir iddiada bulunan Ekrem Cemil Paşa hiçbir belge ve kaynak göstermemektedir. Mehrdad İzady ve Kemal Burkay gibi Kürt araştırmacılar ise daha objektif tespitlerde bulunmaktadırlar :

‘’Savaş yoluyla feth edilen topraklar kentler ve köyler ganimet sayılıyor, yağmalanıyor ve topraklar fatihler arasında bölüşülüyor, sakinler ise köle sayılıyordu. Bazı durumlarda toprak Müslüman toplumun malı sayılmış, sakinleri kişi başına ve toprak vergisi ödemişlerdir. Müslümanlığı kabul edenler üzerinden vergi ve zekat alınmıştır. Kimi zaman fetih barışçı yollardan bir uzlaşmayla sağlanmıştır. Bu durumda ilişkileri düzenleyen bir anlaşma söz konusu olurdu. Buna göre yerli halk Arap’ların himayesini kabul eder, askeri seferlere katılır, ordu için yol yapar, barınmasına yardımcı olur, vergi öder; buna karşılık da toprağını ve malını korurdu. Araplar onların inanç ve törelerine karışmazlardı; belli bir dereceye kadar içişlerini de kendileri düzenlerlerdi’’.

İzady, Kürtlerin İslam öncesi İran (Sasani) ve Bizans egemenliği altındaki dönemlerini üç yüz yıllık bir çöküş dönemi olarak nitelerken önemli bir noktanın altını çizmektedir. İslam ordularının Kürtlerle karşılaştığı dönemde İran- Bizans egemenliği altında yaşayan Kürtlerin hiçbir devleti ve yerel beyliğine rastlanmamaktadır. İzady Kürtlerin Müslüman olmalarından sonra geçen üç yüz yıllık dönemi Kürt siyasal gücünün yeniden doğuş dönemi olarak nitelendirmektedir. ‘’İran Sasanileri ve Bizans imparatorluğunu merkezi yönetimleri altında geçen üç yüz yıllık çöküş döneminden sonra 7.yy ile 9 yy. arasındaki dönemde Kürt siyasal gücünün yeniden doğuş damgasını vurmuştur.’’ Müslüman olan Kürtler, Hıristiyan, Ermeni ve Süryanilere Karşı siyasal üstünlük sağlamış ve yönetici durumuna geçmişlerdir. Bu konuda Kemal Burkay da İzady ile aynı görüştedir. Müslüman olduktan sonra Kürtler birlikte yaşadıkları Ermeni ve Süryanilerin yöneticileri durumuna gelmiş ve bir biri ardına henedanlıklar ve yerel hükümdarlıklar kurmaya başlamışlardır 10-13. yüzyıllarda Kürtler bölgede Şeddadi, Mervani, Hasanveyhi, Eyyubi gibi önemli devletler ve emirlikler kurdular. İslam Dünyası Haçlı savaşlarıyla mücadele ederken diğer Müslüman Millet kardeşleri gibi Kürtler de İslam dinini Hıristiyan Haçlılara karşı savunmuşlar ve büyük fedakarlıklar göstermişlerdir. Günümüzde bile Dinlerin kesiştiği Hz. Süleyman Mabedi (Mescid-i Aksa) Kubbeyi Sahra, çözümsüz bir sorun halindeyken (çoğu tarihçinin Kürt olarak belirttiği) Selahaddin-i Eyyub-i Haçlılardan Kudüs’ü geri almıştır. Anadolu Selçuklularla Kürtler Haçlı Savaşlarında birlikte İslam milletinin müdafaasını yapmışlar. Haçlı savaşında Türk -Kürt Müdafaasını şöyle özetleyebiliriz:

Haçlı İstilasında Kürtler

Kılıç Aslan’nın önderliğinde ki Anadolu Selçukluları ve Kürtler Haçlılara karşı birlikte mücadele etti. Bütün bu savaşlar sürecinde Kürtler, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Kendisi de bir Kürt olan Sellahaddini Eyyubi yaşadığı dönemde tüm varlığıyla bu mücadelenin içinde oldu. Ordusu Kürtlerden, Türklerden ve Araplardan oluşmaktaydı. Kudüs’ün Haçlılardan alınması da ona nasip oldu. Kürtler Hazreti Ömer zamanında 636 tarihinde itibaren Müslüman olmaya başlamışlardır. Türkler Kürtlerden yaklaşık iki yüzyıl sonra İslamiyet’i kabul ettiler. Türkler ilk olarak Abbasi halifelerinin ordularında 9.yüzyıldan itibaren görev almaya sonraları ise daha kalabalık kitleler halinde Kerkük-Bağdat hattına yerleşmeye başladılar İlk Kürt-Türk ilişkileri de bu dönemde başladı. Bu dönemde hakimiyet kuran değişik Kürt henedanları genelde Abbasi halifesinin hizmetindeki bu Türkmen askerlerle ilişkiler içindeydi. 1040 yılından sonra Azerbeycan ve Irak’ta etkili olan Selçuklular bir müddet sonra Anadolu içlerine Bizans yerleşim birimlerine karşı akınlar düzenlemeye başladılar. 1071 yılında Hıristiyan Bizanslılarla savaşan Alpaslan komutasındaki altmış bin kişilik Selçuklu ordusunun on beş bini Kürtlerden oluşuyordu.

Alpaslan en büyük desteği Müslüman Kürt Mervanilerden gördü. Malazgirt Savaşı Türklerin Anadolu’ya girişlerinin miladı oldu. Bu savaştan sonra bölgede güçlenen Selçuklular bu bölgedeki yerel Kürt henedanlarını da egemenlikleri altına almak istediler. İlk olarak Alparslan, Mervani Yönetimindeki Ahlat ve Malazgirt’te kendi kumandanlarını atadı. Hızla Anadolu, Yukarı Mezopotamya, Irak ve Suriye’ye yayılarak yerleşen Selçuklular, bu bölgelerdeki yerel Kürt Hükümdarlarının çoğunu egemenlikleri altına almaya başladılar. Bir müddet sonra ise tasfiye edebildiklerinin yerine büyük bir kısmı Türkmen olan kendi adamlarını yerleştirdiler. Bunun ilk örneklerinden birisi Artuk Bey’dir. Bir de Osmanlı Kürt ilişkisi nasıl başlamış ve Osmanlı devleti ile Kürtler nasıl bir ilişki içendeydi? Bu konuya temas etmekte fayda görerekten Osmanlı Kürt ilişkisine göz atmak gerekmektedir.

Osmanlı – Kürt ilişkileri

Kurdscostunme

Sünni Osmanlılarla Alevi Safevilerin arasındaki siyasi gerginliğin giderek artması üzerine Safevi yönetiminden rahatsız olan Sünni Kürtler de Osmanlılarla bir olarak Safevilere karşı koyma eğilimi ortaya çıktı. Bu eğilimin güçlenerek Kürtlerle Osmanlılar arasında siyasi bir ittifaka dönüşmesinde meşhur Kürt alimi İdris-i Bitlisinin büyük etkisi oldu. Mevlana İdris-i Bitlisi Ünlü Kürt din adamlarından Bitlisli Şeyh Hüssameddin ’ in oğludur . En ünlü eseri yaşadığı döneme kadarki Osmanlı tarihi ve padişahlarının hayatını anlatan Heşt Bihişt adlı kitabıdır.
Önceleri başkentleri Diyarbakır olan Akkoyunlunun sarayında Akkoyunlu Hükümdarı Yakup’un danışmanlığını yapan İdris-i bitlisi Akkoyunlu devletinin yıkılmasından sonra Safavilerle anlaşmayınca Osmanlılarla irtibata geçti. Safavi zindanından kaçan Kürt beyleri ile Osmanlılar arasında arabuluculuk yaptı. Hasankeyf ve Siirt hakimi melik Halil Eyyub-i, Bitlis Emir’i Şerfhan, Hizan emir’i Davut, Sason Emiri Ali, İmmadiye hakimi Emir Seyfeddin, Nırman hakimi Abdaml, Zırki Hakimi Ahmed, Eğil hakimi Lala Kasım, gibi ulaşabildiği 25 Kürt beyi ile görüşerek bu beylerin ortak kararlarını Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e bildirdi.

‘’Bilad-ı Ekrad (Kürt beldeleri) denilen Diyarbekir ve civarındaki mazlum Müslümanlar Devleti Aliynizin hizmetlerine talipler ve devlet ile din düşmanlarının şerrinden sizin yardım ve merhametlerinizle masun olma ümidindedirler. Bilad-ı Ekradın Osmanlı devletine iltihakı, İstanbul’un fethi zaferini tamamlayacak derecede ehemmiyetlidir. Zira bu bölgenin ilhakıyla, bir taraftan Irak yani Bağdat ve Basra’nın yolları, diğer taraftan Azerbaycan yolları ve bir diğer taraftan da Halep ve Şam yolları açılmış olacaktır. Allah’ın yardımı pek yakındır.’’ Yavuz Sultan Selim Kürdistan beylerinin bu kararlarından büyük memnuniyet duyarak beylere kendi aralarından Kürdistan beylerinden ve hükümdarlarından, beylerbeyi görevini alabilecek, bütün Kürt beylerinin kabul edecekleri ve onun komutası altında savaşacakları birini seçsinler teklifinde bulundu. Ancak Kürt beyleri bunu kabul etmeyerek ‘ Sultan Selim’e biat etmeye ve fakat kendilerinden hangisi reis olursa diğerleri çekemeyeceğinden, tarafı devlet-i Aliye’den (Osmanlı’dan) bir serdar talep edip, onun reisliğinde İranlılarla savaşıp vatanlarını kurtarmaya ve Amid (Diyarbekir) şehrine yardıma ittifakla karar verdiler.

Kürt beylerinin kendi aralarında birini tayin etmeyip, Osmanlı Sultanının tayin edeceği birini kabul edeceklerini bildirmeleri üzerine Yavuz Sultan Selim, Bıyıklı Mehmet Paşa’yı Diyarbekir beylerbeyi olarak atadı. 23 Ağustos 1514 (2 Recep 920) tarihinde Van gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran Ovasında yapılan savaşta Kürt beylerinin büyük desteğiyle Safevi ordusu yenildi, Osmanlı ordusu Azarbeycan içlerine doğru ilerleyişini devam ettirerek, Safevilerin başkenti Tebriz’i ele geçirdi. Diyarbekir halkı ayaklanarak Safevi yöneticilerini şehirden çıkardı ve şehri Osmanlılara teslim etti. Böylece bütün bir Kürdistan ve Azarbaycan’ın önemli bir kısmı Kürtlerin yardımıyla Osmanlı yönetimi altına girdi. Osmanlıların Safevilerle yaptıkları savaşta Mevlana İdris-i Bitlisi’nin etkin rolü oldukça açıktır. 1689’da Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Osmanlı devletinin gerileme dönemine girmesi devleti yöneten asker ve sivil brokratlarla aydınlar arasında büyük tartışmalar ve çözüm arayışları ortaya çıkmasına neden oldu. 19. yüzyılın ilk yıllarından itibaren fikir ayrılıkları devlet içerisinde çatışmalara dönüştü.

1839 yılında Mustafa Reşit Paşa tarafından okunarak ilan edilen Tanzimat Fermanı batılılaşma yolunda önemli bir dönüm noktası oldu. Siyasi, mali, hukuki, ve idari yeni düzenlemelere gidildi. 1856 yılında bugünkü anlamda tabu teşkilatı kurularak geleneksel Osmanlı toprak düzeni değiştirildi. Tüm bu gelişmeler Kürt beylerinin Yavuz Sultan Selim ile yaptıkları 1515 antlaşmasının şartlarının da değişmesine neden oldu. Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti’nin Kürdistan’daki mevcut Kürt emirliklerini ortadan kaldırma ve merkezi yönetimi hakim kılma politikalarında etkili olmuştur. Tanzimat Fermanı’nın Kürt beylerinin tepkilerini çeken uygulamaları şöylece özetlemek mümkündür.

* İdari örgütlemede yenilikler yapılması, eyalet, sancak ve kaza sınırlarının yeniden düzenlenmesi,

* Her valinin yanına bölge kuvvetlerine komuta edecek bir muhafız ve maliye işleri için bir defterdar verilmesi,

* Eyalet ve sancaklarda yerel meclisler kurulması, Hıristiyan ve Müslümanların nüfus oranlarına göre bu meclislerde temsil edilmeleri

* Aşar vergisinin maliye memurları tarafından, cizyenin ise patrikhaneler vasıtasıyla toplanması26

* Tanzimat Fermanı’na kadar gayrimüslimlerden alınan cizye dahil bölgelerindeki tüm vergileri Kürt mirleri toplamaktaydı. Mirlerin kendilerine ait müstakil orduları ve divanları vardı. Hıristiyanlar da divan üyesi olabiliyordu. Tanzimat Fermanıyla ortaya çıkan bu yeni durumu kendi statülerine karşı bir tehlike ve beyliklerinin tasfiye sürecinin başlangıcı olarak değerlendiren Kürt beyleri yeni düzenlemelere itiraz ederek direnmeye ve yer, yer isyan etmeye başladılar. Bu dönemde belli başlı ayaklanmalar şunlardır: Baban Abdurrahman Paşa isyanı Rewanduzlu Mehmet Paşa Hareketi, Garzan, Sincar (Şıngal), İsyanları, Amidiyeli İmmadiye İsmail Paşa Müküs Miri Han Mahmud İsyanları, Botan Miri Bedirhan Bey İsyanı, Ezdin Şer (Yezdan şer) isyanı Osman ve Kenan Bedirhan olayı, Şeyh Ubeydullah Hareketi.

ikinci-abdülhamid_392458

Osmanlı’nın en zeki ve kapasiteli padişahlarından biri olan Sultan Abdülhamit iktidarda olduğu 33 yılı Batılıların ‘’ölüme mahkum hasta adam’’ olarak adlandırdıkları Osmanlı Devleti’ni yıkılmaktan kurtarmaya çalışarak geçirdi. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmak isteyen Siyonistlere Osmanlı’nın tüm dış borçlarını ödeme karşılığı toprak satmadığı, Ermeni komitacılarına karşı durduğu ve Batılı devletlerin her istediğini yapmadığı için adı ‘’Kızıl Sultan’a çıkarıldı. İslami çevreler ise Necip Fazıl Kısakürek’in tabiriyle Sultan Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan Abdülhamit Han’ olarak tanımladılar. Yıkılmaya yüz tutan imparatorluğu ‘’İslamcılık’’ siyasetiyle ayakta tutmaya çalıştı. Sultan Abdülhamit İslamcılık siyasetini uygulamaya çalışırken üzerine en başarılı olduğu halk Müslüman Kürtlerdir. Sultanın bu konudaki en önemli icraatı ‘’Hamidiye Alaylarıdır’’. Sultan kayınbiraderi Zeki paşayı görevlendirerek 1891 yılında uygun görülecek Kürt aşiret reislerinin başkanlığında bir tür milis- korucu sayılabilecek Hamidiye alaylarının kurulmasına karar verildi.

Hamidiye Alayları aşiretin büyüklüğüne göre üç ila altı bölükten meydana geliyordu. Bölükteki askerler, at ve atların koşumlarını kendileri temin ediyor, silah ve mühimmatlar devlet tarafından veriliyor, savaş ve görev dışında köy ve tarlalarda günlük işlerini yapabiliyorlardı, masrafları ise devlet tarafından karşılanıyordu. Sultan Abdülhamit’in kendi adını alan bu alayların asıl gayesinin ne olduğu bugün bile tartışılmakta. Bu konuda farklı görüşler var:

* Osmanlı Sarayı 1880’ler kadar yerel beyler tarafından çıkarılan Kürt isyanlarını bastırmakta ve yol kesme, talan ve aşiretler arası kavgalar gibi asayiş bozukluklarını önlemede, düzeni sağlamada büyük zorluklar yaşadı. Hamidiye Alayları ile ‘’Kürt’ü Kürt’le kontrol etme sağlanmış oldu. Miyaviski de Hamidiye Alayları’nın Ermenilere karşı kullanmaktan çok Kürtleri denetim altına alma ve düzene entegre etme amacıyla kurulduğu kanaatindedir.

* Doğuda gittikçe artan ayrılıkçı Hıristiyan-Ermeni Hareketleri ulusalcı ve komitacılığına karşı Müslüman Kürtler bir set olarak durdular, ancak Kürtler Bağımsız Ermenistan’ın kurulmasını engellerken, devletin bir çok haksız politikalarının da aleti oldular.

* Kürtler Rusya’nın Osmanlı üzerindeki hesaplarına karşı koydular. Rusya’nın Akdeniz’e inme politikasına karşı yıllarca savaşan Kürtler Osmanlı’nın doğu sınırlarını muhafaza ettiler.

* Sultan Abdülhamit İran’daki Kürtleri de kendi yönetimine alarak, Ortadoğu’da Osmanlı’nın eski güçlü günlerine dönmek istedi. Bu konuyla ilgili Kemal Burkay şu tespitte bulunmaktadır:

‘’Abdülhamit’in Kürdistan’ı kendi yönetimi altına birleştirme tasarısı sonuçsuz kaldı. Hırslı Abdülhamit elbette kendi yararları peşinde koştu ama başarsaydı bu en çok da Kürtlere yarardı. Tek parça bir sömürge olmak dörde bölünmekten herhalde daha iyiydi.

Kürtlerde zaten güçlü olan dini eğilimler daha da güçlendirilerek ulusallaşma sürecini kontrol edilmeye, Ermeniler gibi ayrılıkçı fikirlere kapılmaları önlenmeye ve Kürt kimliği eritilmeye çalışıldı. Bu görüşte olanlar Sultan Abdülhamit’in Van Gölü kenarında Arapça, Türkçe ve Kürtçe dilleriyle hem dini hem de müsbet ilimlerde eğitim verecek bir üniversite açmak için kendisine müracaat eden Said-i Nursi’ye bu izni vermemesini ve Nursi’yi kendi ifadesiyle tımarhaneye attırmasını hatırlatmaktadırlar.

Sultan Abdülhamit kendi açısından kısmen başarılı olurken uygulamalarda çok büyük olumsuzluklar ortaya çıktı. Hamidiye Alaylarına katılan Kürt aşiretleri elde ettikleri yeni statüyle çevrelerindeki diğer aşiretlere büyük üstünlük sağladılar bu üstünlük çoğu yerde baskı ve zulme yol açtığından, diğer aşiretlerle devletin arası açıldı. Sultan Abdülhamit’in bu dönemdeki en önemli uygulamalarından biri de 1892 yılında İstanbul’da açtığı Kabataş erkek lisesi adını alacak olan Aşiret Mektebi’dir. İstanbul’da ki aşiret mektebi için Kürt, Arap ve Arnavut soyluların, aşiret reislerinin çocukları seçildi.
Tüm olumsuzluklara rağmen geniş bir Kürt kitlesinde Sultan Abdülhamit’e karşı hem dini inanç birliğinden ötürü hem de her ne olursa olsun o dönem içerisinde Kürtlere görece bir statü ve etkinlik sağlamasından ötürü sempati ve bağlılık oluştu Sultan Abdülhamit’in Kürtler arasındaki adı ’Bavı Kürdan ‘ Kürtlerin babasıydı. Osmanlı devletinde problemsiz huzur ve sükunet içinde yaşayan Kürtler Şii Safevilere karşı sürekli Ali Osmaniyeyi desteklemişler. Osmanlı devletiyle ilişkileri gayet iyi olan Kürtler İttihat ve terakki döneminde aynı muameleyi bulmuşlar mı? Kürt sorunun Kaynağı nerdeyse Osmanlının son dönemlerine Modernleşme dönemine dayandırılmaktadır. Kürtlerin İttihat ve terakki dönemindeki durumuna kısaca değinmemizde fayda var.

İttihat ve Terakki

İttihat ve terakki iktidara gelmeden önce sürekli olarak eşitlik (müsvat) adalet, uhuvvet (kardeşlik) ve hürriyetten söz ediyor ve bayraklaştırdığı bu sloganlar Ermeni, Rum, Müslüman, Türk, Kürt, Arap, Arnavut, herkese cazip geliyordu. Bunun içindir ki şair Mehmet Akif ile Said-i Nursi başta olmak üzere İslam düşüncesindeki birçok kişiyle Kürtlerin önde gelen aydınlarının hemen, hemen tamamına yakını Meşrutiyeti desteklediler. İttihatçılar İktidarı ele geçirdiklerinde Osmanlıcılık fikri ön plandaydı. İttihat ve terakki cemiyeti tüm dinlerden tüm mezheplerden ve imparatorluk mensubu tüm kavimlerden üyeleri vardı. 4-9 Şubat 1902 tarihinde Paris’te yaptıkları kongrede değişik uluslardan 47 delegenin katıldığı kongrede Abdürrahman Bedirhan ve Hikmet Baban da Kürtleri temsilen katılmışlardı. Kongrenin açılış konuşmasında Prens Sabahattin şöyle diyordu. Şurası kesinlikle belirtilmelidir ki İmparatorluğun çoğunluğunu oluşturan Türkler kendileri adına istedikleri hakların Müslüman ya da Müslüman olmasın diğer bütün vatandaşlara kayıtsız şartsız tanınmasını istemektedirler. Bütün vatandaşlara eşit hak ve görevler tanınacak ve bu birliği sürdürecek biricik güç olan Osmanlı henedanına ve tahtına bağlılık duygusunun uyanması ve yaşanması sağlanacaktır. Üstelik Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşundan yapılanışına kadar kaderlerine hakim olduğu halkların dillerine, geleneklerine ve dinlerine saygı göstermekte kusur ettiği görülmemiştir. Tekrar edelim ülkemizde uygulanmasını istediğimiz ve yolunda var gücümüzle çalıştığımız ıslahat, belirli bir halk din ya da gurup için değildir. İstisnasız bütün Osmanlılar adına ıslahat istemekteyiz.

1909 yılında kabul edilen İttihat ve terakki cemiyeti programında ilkokullarla ilgili bölüme giriş şöyleydi :

‘’Madde 10 Mekteb-i Umumiyede tahsili İptidai mecburi ve mecanidir (ücretsiz). Mekteb-i İptidaiyede lisan-ı tedris her kavmin kendi lisanı ile olacaktır. Fakat sübyan sınıflarında maada olan sunufi iptidaiyede Türkçe talim olunmak mecburidir. ”

İttihat Terakkinin 1913 yılı programında anadil serbestisi açık bir şekilde yer alıyordu. 20 Eylül 1913 tarihinde yapılan İttihat ve terakki kongresinde söz alan ve daha sonraları Cumhuriyet döneminde Başbakanlık yapacak olan Fethi Okyar ‘’Osmanlı Hükümeti İmparatorluğunu meydana getiren çeşitli unsurların ilerlemesini ve gelişmesini istediğine göre iç siyasetin temeli olarak mahalli dillerin okullarda, mahkemelerde, bürokraside kullanılmasını benimsemeli ve devlet memurlarını seçerken gidecekleri bölgelerin dillerini bilip bilmedikleri hesaba katılmalıdır’’ diyordu. 1913 yıllarında savunulan ve kabul edilen ana dille eğitim ve yerel dillerin kamuda kullanılabilme hakkı Türkiye’de bugün hala tartışılmaktadır. Türkiye yüzyıllardır aynı konuları tartışmakta ve sorunlarını çözebilme yeteneğini bir türlü ortaya koymamaktadır . Kürt sorunun kaynağı sayılabilecek önemli gelişmelerden biri de Kürt ulusalcılığının doğuşudur . Tanzimat ve Meşrutiyetle gelen Vatan, millet aşkı; eşitlik, demokrasi, Hak- hukuk kavramlarının propagandası sadece Türk milletinin üzerinde etkisi olmayıp içinde birçok milleti taşıyan diğer milletleri de etkilemiş. Osmanlının bünyesinde bulunan her millet bu yeni kavramların etkisinden kalmış ve bu da Osmanlının çözülmesine kadar devam ede gelmiştir. Diyebiliriz ki Kürt ulusalcılığı Türk ulusalcılığından etkilenmiş , Türk ulusalcılığına bir tepki şeklinde ortaya çıkmıştır .

Zeynep Kılıç

Yararlanılan Kaynaklar :
Naci Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler
Sinan Hakan, Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kürtler ve Kürt Direnişleri
Hoca Sadedin Efendi, Tacüt’t Tevarih
Mustafa Akyol , Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek
Mehrdad R. İzady, Kürtler
Ekrem Cemil Paşa, Kürdistan Kısa Tarihi
Bazil Nikitin, Kürtler
Altan Tan, Kürt Sorunu
Hüseyin Yayman, Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası
Kemal Burkay, Geçmişten Bugüne Kürtler ve Kürdistan
Zeynep Kılıç , Demokratik Açılımda Medyanın Rolü

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Tarihte Anadolu Kürtleri: Nereden ve ne zaman geldiler?

Gazeteci Adem Özgür, Orta Anadolu Kürtleriyle ilgili hazırladığı haberinde eski milletvekili Berivan Aslan, Kürdolog Mehmet ...