MUSUL SAVAŞI

Özellikle yaşadığımız bölgede, son yüz yıldır, sömürgecilikte ısrar, şiddette ısrar, gericilikte ısrar politikaları birbirini besleyerek varlığını sürdürdü ve bugüne gelindi. Emperyalist ülkeler, yerel işbirlikçi güçler planlarını bu eksende yaptılar. Çıkarları bu yöndeydi. Misyonları gereği, kendilerine yakışan da buydu. Silahların satışı, enerji ve doğal zenginliklerin gasp edilmesinin başka yolu da olamazdı. Bugün de bu insanlık dışı çabalarını sürdüyorlar. Terör, şiddet, savaş, ırkçılık, din ve mezhep fanatizmi, yoksulluk bu planların ekildiği tarlanın mahsülleridir. Bu toprakların verimi bol maşallah. Son mahsülü IŞİD/(DAEŞ) ve türevleri düşman başına. Diktatörleri de unutulmamalı.

Kürt ulusu başta olmak üzere, bölgede yaşayan halklar ve emekçiler için, bu yok oluş cenderesi ilelebet kalıcı olamazdı. Sykes-Picot’da haksızca çizilen yapay sınırlar içerisine hapsolup ulusal demokratik haklardan, tüm özgürlüklerden mahrum yaşamak, kabul edilemezdi. Özellikle Kürt halkının son yüz yıldır kendi ülkesinde yürüttüğü mücadele bu çabanın bir sonucudur.

Bugün, bölgedeki sömürgeci devletlerin bir bölümünün yıkılıp dağılıyor olması, diğerlerini de telaşlandırmaktadır. Musul savaşında, Suriye savaşında içine düşülen telaş budur. Halk tabiri misali, “korkunun ecele faydası yoktur.” İran gericiliğinin, Baas ırkçılığının, TC’nin feryadı birbirine benziyor. Artık sonlarının yaklaştığını bilmekteler. Sarılacakları Sykes-Picot da, Sadabat Paktı da yok. Lozan Antlaşması tarih dersi de, kurtarmaz. “Cephede de masada da olacağız”, Hakkari neyse, bizim için Musul da odur” benzetmesi de boşuna bir çabadır. Hergün değişen kırmızı çizgilerin de ırkçı, saldırgan anlamları dışında bir açıklaması olmayacaktır. Halkların kardeşliği; eşitliğe ve özgürlüğe dayanan bir birliktir. Hiçbir düşmanlığı kapsamaz. Oysaki tavır düşmancadır. Yüz yıldır bunu böyle sürdürmek de hiçbir hukuka sığmaz. Kürtler başının çaresine bakmalıdır.

Yukarıda tariflediğimiz bölgenin durumu, dünyada olup biten diğer gelişmelerden, tarihsel ve sınıfsal olaylardan bağımsız değildir. Kaynakların, gelirlerin dengesiz paylaşımı, emeğin sömürüsü, ırk ve ulusal baskı bize göre başlıca nedenlerdir. Buna rağmen, çağımızda hak ve özgürlüklerin gelişmesi önündeki engellerin belli oranda aşılıyor olması, dünyanın bir çok yerinde, teknoloji ve sanayinin gelişmesi, bir çok ülkede eşitliğe ve demokrasiye yaklaşılmış olması bir genel kazanımdır, Bu safların artması gerekir.

Bölgemizde de Kürt halkı başta olmak üzere, ezilen ulusların, ulusal demokratik talepleri doğrultusunda hızla örgütlenmesi, kaderlerinde söz ve karar sahibi olma iradesini göstermeleri, savaşın, her türlü baskı ve sömürünün panzehiri olacaktır. Bölgede petrolün, hidrolik kaynakların zenginliği, gericiliğin (din ve mezhep ayırımının) yaygın olması, demokratik geleneklerin eksikliği, aydınlığa çıkmanın kolay olmadığının da göstergelerinden biridir. Yine ısrarla söylemek gerekir ki, tüm zorluklara rağmen, Türkiye’de, barışın tesisi; eşitliğin, demokrasinin ve özgürlüğün planlandığı, birlik ve mücadele stratejilerinin hakim olduğu, var olduğu zengin bir iklimde gerçekleşecektir.

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Afrin’e saldırı planı ve savaş çığırtkanlığı

Genel anlamıyla Savaş, sömürü ve baskının en vahşi biçimidir. Bu insanlık dışı yıkımdan, beslenenler de, ...