Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Celal Deveci / Nefret söylemi ve Türkiye’de hızla yayılan ırkçılık

Nefret söylemi ve Türkiye’de hızla yayılan ırkçılık

Celal Deveci

Celal Deveci

Kuşca'da doğdu. ilk ve orta eğitimini Kuşca ve Cihanbeyli'de yaptı. Lise ve üniversite eğitimini Danimarka'da bitirdi.
Daha önce sosyal pedagog ve öğretmen olarak çalıştı. Psikolojiyi yüksek lisans seviyesinde bitirdikten sonra, 2004 bu yana psikolog olarak çalışmakta.

Yazarın tüm yazılarını göster

NEFRET kavramı, bir kişi veya gruba karşı hissedilen çok güçlü düşmanlık ve kin duygusu anlamındadır. Kendisinden farklı olan bir etnik gruba karşı hissedilen nefret duygusu zamanla daha da sertleşip ırkçılık şekline gelir.

IRKÇILIK klasik anlamda bir ırkı başka bir ırktan üstün görme eylemi veya ideolojisidir. Çağımızda ırkçılık genellikle etnik gruplar arasında farklı uygulamaları savunmak ve yasatmaktır.

Yurtdışında yaşayan bizler, yabancı düşmanlığı, etnik nefret ve ırkçılık konusunda hem hassas hem de günlük yaşamımızda karşılaştığımız bir durum. Bir çoğumuz ırkçılık ve nefret kavramlarının sadece Avrupa’ya ait olduğunu düşünürüz.

Ama gerçek böyle mi?

Türkiye’deki nefretin ve ırkçılığın son yıllarda sistematik bir şekilde yayıldığı ve hatta Nazilerin Almanya’daki propagandasını hiçte aratmayacak bir düzeyde olduğunu görmek mümkün!

Nazizmin el kitabı olan ‘Mein Kampf’ta propagandanın önemi şu şekilde anlatılmakta:‘Tüm propaganda popüler bir yazı stiliyle yazılacak. Propaganda halkın duygularına hitap edecek bir psikolojiyle yazılacak. Propagandada gerçek veya objektiflik aranmayacaktır. Gerçek sadece bizim çıkarımızaysa anlatılacak, değilse anlatılmayacak!’

telgraf_dec11Peki Türkiye’deki durum bundan farklı mı? Son 30 yılda verilen ‘psikolojik savaş’ nasıl verilmekte?

Nazi Almanya’sında ‘Almanların alın teriyle çalışan bir halk olduğu ve Yahudilerin ise hırsızlıkla geçindiği iddia edilirdi. Bu ve buna benzer propagandalar sürekli gazete, plaket ve filmlerde yayınlanırdı!

Bugünün Türkiye’sine baktığımızda buna benzer nefret kampanyaları hem yazılı basında hem de sosyal paylaşım sitelerinde yaygın bir şekilde yayınlamakta.

‘Türkiye Türklerindir’ ırkçı sloganıyla çıkan Hürriyet gazetesinde Yalçın Bayar ‘Doğu’da görev yapan bir doktorun mektubu’ adıyla bir yazıyı köşesinde yazıyor. Sosyal paylaşım sitelerinde bolca yayınlanan yazı şöyle: ‘… Siyasiler hastane üzerinden resmen devleti soyuyorlar…
 Burada halk aşırı şımartılmış… Kimse vergi vermiyor, elektrik-su vb. faturalar ödenmiyor. 
Herkese ayda 150 TL çocuk parası (ki çocuk başına), çocuk ultrasonda görüldüğü andan itibaren de mama ve bez parası ödeniyor. 
Okula giden her çocuğa devlet harçlık veriyor, harçlık gecikince anneler okulu basıp çocukları okuldan almakla tehdit ediyor. 
O çocuklar ne yapıyor peki? Üzerlerinde üniformaları, ellerinde PKK bayrakları ile DTP mitingine gidiyor…’

Bu sözümona mektubun bir psikolojik propaganda merkezinde üretildiği ve amacın dezenformasyon olduğunu tahmin etmek zor olmaması gerekir. Mektubu daha inandırıcı kılmak için mektupla beraber Kürt giysilerini giymiş güzel bir bayan resmide kullanılmaktadır.

Van depremiyle doruğa vuran Türkiye’deki ırkçılık, bazı liberal aydınları şaşırmış gibi! Bunlar sanki yeni farkına varmışçasına Türkiye’de ırkçılığın hortladığından bahsetmeye başladılar. Halbuki BirGün gazetesinin yazarlarından Ümit Alan, Türkiye’deki ırkçılığın sistematik olarak yayıldığını şu cümlelerle anlatıyor: ‘Hürriyet gazetesi töre sorununu Kürtlerin etnik kökenlerine bağlayan yazılar yazmaya başladı. Posta gazetesinden Candaş Tolga Işık’a göre bölgede birde “çanak anten terörü” var. Çanak antenleriyle porno yayın izleyen bölge insanı, kendi torununa, kızına tecavüze yeltenmektedir. Star gazetesi Kerkük Valisi’ni konu alan bir haberin başlığı “Kerkürt valisi” diye yazmakta. Ahmet Kaya Kürtçe klip yapacam deyince linç edilmek istendi. Aynur sahneden indirildi!…’

Psikolojik savaşta Kürtleri aşağılayan manşet ve yorumlarla halkı etkilemeye çalışanlar, Kurtlar Vadisi ve Tek Türkiye gibi TV dizileriyle de sözümona ‘kötü Kürdü’ insanların oturma odasına kadar getirmeye çalışıyorlar.

Artık birilerinin çıkıp, halkların daha fazla bedel ödememesi için, Müge Anlı gibileri kullanan beylere DUR Demenin zamanı geldiğini düşünüyorum!

Her türlü görüş ve önerileriniz için, celal@deveci.dk e-mailime yazabilirsiniz. Saygılarımla

Not: Bu köşe yazısı, daha önce, Telgraf gazetesinin Aralık 2011 sayısında yayınlanmaıştır. 

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Bir fotoğraf – İki kuşak – 21 Kasım seçimleri

21 Kasım Salı günü, Danimarka da yerel ve bölge belediye seçimleri olacak. Her ne kadar ...