Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Feridun Hayati Ünüvar / ÖRTMEK, MEŞRULAŞTI MI ?

ÖRTMEK, MEŞRULAŞTI MI ?

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Dünya genelinde ‘saçı uzun, aklı kısa’ denilerek, başı veya düşünceleri örtülen bir kadının ; ne kadar demokrat ya da özgür olarak yaşayabildiği, hâlâ bir tartışma konusu.

Türkiye’de izlenen kamu kurumlarındaki kadınların baş örtüsü politikası, değiştirilerek ; isteyenlerin başlarını örtebileceği bir doğrultuda, serbestleştirildi..

Kimseyi rahatsız etmiyormuş gibi lanse edilen bu tür bireysel ifade, hak ve özgürlüklerin kullanılıp görülür hale gelmesinden ve uygulanmasından ; tüm demokrasi hayranları, memnun görünüyor ve demeçler veriyor.

Günümüzde; farklı ülkeler, dinler, kültürler ve partiler, baş örtüsü ve türbanı; ya kadına yapılan baskının bir belirtisi, ya siyasal bir simgesi, ya inancının bir gereği, ya özgürlüğünün bir kanıtı, ya da ezilmişliğinin bir sembolü olarak farklı-farklı görüp, farklı-farklı yorumluyorlar.

Dünyanın bütün ülkelerinde olduğu gibi, hiç şüphesiz ki Türkiye’de de, kadından yarar sağlamak isteyen zihniyetler ; inanç özgürlüğü dahil, daha nice bahanelerle kadının başını da, saçını da, vücudunu da bir istismar aracı olarak günümüze kadar hep kullanmışlar ve hâlâ da kullanmaya, devam etmektedirler.

Şu da bir gerçek ki, başı ister açık olsun ister örtülü, dünyanın her yerinde kadınların ; söz, düşünce ve ifade özgürlüklerini kullanmasında ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit koşullarda yaşama konusunda, çok büyük baskılar ve ayrıcalıklar var. Bu durum,Türkiye’de de aynı.

Gönül ister ki, kadın-erkek tüm insanlar hangi ülkede, hangi kültürde, hangi iklimde, hangi inanç topluluklarında bulunmak ve yaşamak mecburiyetinde kalırlarsa kalsınlar; baskı-şiddet ve zorlamalara maruz kalmadan; hem söz, hem ifade, hem düşünce özgürlüklerini kullanabilsinler ve hem de kendi zevk, renk ve istekleri doğrultusunda giyinebilsinler.

Fakat, insanoğlunun istediği her şey, her yer ve her zaman olmuyor.
– hava durumlarını..
– çalıştıkları kurumların kurallarını..
– sağlıksal ve bilimsel doğrularını..
– inançları ve etik anlayışlarını..
.. da göz önünde bulundurarak giyinip kuşanmak mecburiyetinde, kalıyorlar.
İnsanoğlu; var oluşundan beri giyinme, kuşanma, örtünme ve barınma ihtiyaçlarını, kendisi karşılamış ve devletlerin özel yaşamlarına müdahale etmesine hep, karşı çıkmıştır.

Ülkelerinde ; sivil halkın kılık, kıyafetine yasaklar koyan devletlerin, şimdiye kadar, hangisi başarılı olabilmiştir ?

Bir devlet, halkının günlük yaşamında giydiği kıyafetleri yasaklatıyorsa, aynı kıyafetleri sahnelerindeki folklorcularına ya da tiyatrocularına giyme müsaadesi veriyorsa, o devletle halkı arasında bir husumet var demektir.

Halkı giyince cezalandırılan, sahnelerindeki giyince alkışlatılan giyim-kuşam yasalarıyla kültürel değerler korunabilir mi ?

Diğer taraftan halklarının beynini, kafasını gözünü kapamaya çalışan devletler; yaptıkları icraatları da, yolsuzlukları da daima ört-bas etmeye çalışmışlardır. Bu zihniyette politika yürüten devletlerin elinde halklarının görüş, düşünüş, beyin ve başlarını örtecek o kadar çok enstrümanları ve örtüleri var ki, bunlar saymakla bitmez.

Bizler halk olarak, kamu görevlilerinin yaşamlarındaki örtülerine, tüllerine, tülbentlerine ve türbanlarına karışmıyoruz.

Fakat, bizler halk olarak; kamu kurumlarının her kademesindeki çalışanların görevlerini yaparlarken; işlerinin şeffaf ve görülür olmasını, örtü kullanmamalarını, örtülenleri açmalarını, ört-bas edilenleri de gün ışığına çıkarmalarını istiyoruz.

Biz halk olarak, devletleri idare eden bütün kamu görevlilerinin; her gün yeni örtüler ve yeni bahaneler bulup, gerçekleri saklamasını istemiyoruz.

Makalemle ilgili dörtlüklerimi, sizlerle paylaşırım.

ÖRTÜ BULDU, SAKLADI !
Fatma bacı işçiydi, fabrikada paslandı
Hatça bacı çiftçiydi, tarlalarda yaşlandı
Selma bacı dişçiydi, klinikte haşlandı
Şöhretler örtü oldu, emekçiler saklandı.

Mahrem deyip kadına, iftiralar dizildi
Örtülmeyen başlar, taşlanarak ezildi
Zina budur denerek, ağır ceza kesildi
Şeriat örtü oldu, barbarlıklar saklandı.

Meclis’e seçilenler, özgürlüğe değindi
Tarikatçı vekiller, imam gibi giyindi
İki başlı sultanlar, dört kadına sevindi
Siyaset örtü oldu, tüm niyetler saklandı.

Örtmek virüs oldu, kafa tastan giriyor
Yürütenler nedense, her gün fetva veriyor
Hortlatılan ortaçağ, örtüyü çok seviyor
Seçmenler örtü oldu, demokrasi saklandı

Ödenekler örtündü, yasa olup kuruldu
Gizli olan tüm işler, meşru gibi sunuldu
Türban kuduz oldu, aşısı da bulundu
Yasalar örtü oldu, istismarcı saklandı.

Dolarlar uçuşuyor, sultanların yatından
Cennete gidiyorlar, kadınların sırtından
Cehennemi boylarsın, çekil ayak altından
Dinler örtü oldu, gerçekleri saklandı.

Türban sarhoş oldu, Meclis’te kafa buldu
Milleti ayyaş etti, vekiller de kul oldu
Şeriat meşrulaştı, demokrasi yoruldu
Yürütme örtü oldu, yasamayla saklandı.

x

Check Also

ALAMANYA GARDAŞIMI, NİYE GERİ VERMİYOR..?

Geri dönüp gurbetin kahrını, sıla özlemini, insan sevgini bi hatırlayalım. Sene 1961, ekim ayının son ...