SEYİRCİ

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Sevgiyi-acıyı, kavgayı-barışı, doğruyu-yanlışı ülkemiz ve dünyada olup-bitenleri güzel-güzel, kaçırmadan, tepkisizce izleyen sevgili, kutsal seyirciler ! hepinize selamlar.

İyi ki varsınız..

Sizler de olmasanız; türbünlere oynayacak, hatıplık yaparak fetvalarla memleketi yönetecek adam kalmayacak, memlekette. Şu aşağıda yazmaya çalıştığım ifadeleri aşağı-yukarı hergün işitiyorsunuzdur ama, sıkılmadan duyduklarınızı bir defa daha buradan okuyun. Ülkemizi yönetenimizin dilinden son zamanlarda maalesef, sıkça duyar ve etkilenir olduk.
Konu olan şu ’’Benim Vatandaşım ’’ söylemi.

Siz, ’’Benim Vatandaşım’’ sınız..
İyi ki varsınız ,Ve sessiz-sedasızsınız..
Siz, benim vatandaşımsınız ! Benim, benim, benim..

Biz iktidara geldiğimizde, nasıldı benim vatandaşım? Şimdi nasıl ?
Hepinizin malumu biz geldiğimizde, çeteler.., ergenokovcular.., hortumcular.. kol geziyordu memlekette. Ya şimdi ? Hepisinin üstüne-üstüne gittik.. kökünü kazıdık.. daha da kazıyacağız.. Benim vatandaşım bunu gayet iyi görüyor.. benim vatandaşım herşeyi biliyor..

Şimdiye kadar bizden öncekiler ne yapmışlar ?
Hı, hea söyleyin hea ne yapmışlar ?
Bu memlekete bir çivi mi çakmışlar ?
Önlerine 2 keçi alıp da, koyun mu gütmüşler ?
Ne yapmışlar ha ? Benim Vatandaşım bunları biliyor..
CHP mi yapmış ? ne yapmış ? Onlar da kim miş ?
MHP mi yapmış ? ne yapmışlar ? Bunlar da kim miş ?
Şonlar da kim miş ? Ötekiler de kim miş ?
Beridekiler de kim miş ?
Evet.. benim vatandaşım bunları gayet iyi biliyor.
Benim vatandaşım bizi de tanıyor, onları da..
Biz iktidara geldiğimizde durum neydi ? Şimdi ne ?..

( ve hergün aynı uslüp ve adapla ses, devam ediyor..)

Yok efendim şunlar, şöyle-şöyleydi…
Vay efendim bunlar, böyle-böyleydi..
Rakk kamlar, uçuk-kaçık,
İçenler, gündemdeydi.

Ya şimdi durum ne ? Görüyorsunuz.. Aradaki farkı görüyorsunuz değil mi ?
’’Benim Vatandaşım’’görüyor? Anlıyorsunuz değil mi ?
Faizler ne idi, ne oldu ? İhracaat ne idi , şimdi ne..? ve daha nice-nice bu ve benzeri söylemleri hergün televizyonlarda işitiyor, dinliyor ve seyrediyoruz.

Şekspir’in bile sergileyemeyeceği bu komediye kimileri gülüp geçiyor.. Heh heh hee..
Kimileri muhalefet yapıp, bas-bas bağırıyor..
Kimileri de akordu bozulmuş keman sesi gibi gıyav-gıyavv yapıyor..!

İşte böylece, Akp’nin iktidar süreci içerisinde, ortaya bir de ’’Benim Vatandaşım ’’ kavramı ortaya çıkıp, gündeme oturuveriyor.

Bu kavramı dinleyen, idrak eden bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, acaba sizce ne düşünür ?

Gel de şimdi, bu pirincin taşını ayıkla bakalım, ayıklayabilirsen.
Rakı fiyatlarıyla oynayanlar, güya, milleti bir taraftan da ayık tutmaya çalışıyorlarmış gibi bir havaya giriyorlar.

Aslında, yaptıkları gayet açık.

Milleti, hatipsel fetvalarıyla hipnotizma ederek, milletin beynini yıkıyorlar ve milleti kendilerine güdümlü birer robot haline getirmeye çalışıyorlar..
Kendilerine başkaldıran veya onların güdümüne girmeyenleri ise, her türlü baskı-korku ve yıldırma girişimleriyle sindirip, cezalandırıyorlar.
Biz 4 gözle, darbecilerin ve teşebbüs edenlerin cezalandırılmasını beklerken bunlar, zulme ve yalnışa olan direncimizi, kırmaya çalışıyorlar.

Görülen o ki, ’’ Benim Vatandaşım’’ kavramının ya da söyleminin arkasında yatan gizemli bir niyet var.

Bunun sosyolojik, psikolojik veya asimetrik etkilerinin ne olduğunu ve de ne olacağını sizlere anlatıp, Genel Kurmay Başkanı gibi stratejik eylem planını sizlerle paylaşmıyacağım.

Ya ne yapacağım ?

Ne mi yapacağım ? Ben, isyan edeceğim. Eğer bu isyan bir suç ise, suçumu çekeceğim.
Ben, o kişinin-bu kişinin veya her hangi bir kişinin vatandaşı olmadığımı ve de olmayacağımı haykıracağım.
Ayrıca bireylerin,, bir zaviye-tekke veya bir ruhbani tarikatın kulu-kölesi olmamaları gerektiğini belirteceğim.
Ben, modern yaşam dediğimiz çağımız yaşamının, insanı daha bağımsız kılması gerektiğini.. aklı başında ergin-yetişkin bir bireyin kendi doğrularını bularak, tercihlerini, yasalara uyarak kendi iradesiyle isteyerek yapmasını.. savunacağım.

Ve sonuçta, laik bir devletin vatandaşı olmaya devam edeceğimi ve onun-bunun vatandaşı olmadığımı ve de olmayacağımı haykıracağım.

Hülasa, ’Benim Vatandaşım’ diyenlere senin vatandaşın değilim diyeceğim.
Seyircisi olmayacağım.. Bu suç ise buna katlanacağım. Gel, sen de gel.. Sen de isyan ediyorsan ve bunu kendi özgür iradenle yapıyorsan, sen de katıl ve direncini ortaya koy.

Başkalarını kendimize köle yaparak, onları kendimize tam ya da yarı-bağımlı kılarak daha mı kaliteli bir toplumsal hayat veya aile hayatı yaşanacağımızı sanıyorsunuz ?

Ali Rıza Binboğa’nın seslendirdiği gibi :

’’ Özgürlük ve barış tüm insanların
Özlemi olacak yarınlarda.. Anam, bacım, kardeşim..
Eşim, dostum, yoldaşım.. Daha da mutluyuz yarınlarda ..’’

Dizelerini bi de siz mırıldanın bakalım.. Yüreğinizde bir kıpırtı hissettiniz mi ?
Bireylerin de ’’özgür birey olma hakkının olduğunu’’ düşünmek , insanın içini serinletiyor.

Nazım Hikmet’in şu dizeleri de sizelere çok şeyler anlatıyor :

’’ YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ, TEK ve HÜR ve BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE’’…

Evet, herşeyi sadece seyreden sevgili seyirciler..

SEYİRCİ olmanızı istiyenler size, ’’ iyi ki sizler varsınız’’ diyorlar .. ve seviniyorlar ve bizi izlemeye devam edin diyorlar.. Ve diyorlar ki :

Kımıldamayın !
Endişelenmeyin, nasıl olsa dünya aynen dönüyor.
Umursamayın, dünya yıkıldı da altında ben mi kaldın deyin.
Sorulunca ; duymadım, görmedim valla benim birşeylerden haberim yok deyip, sıvışın.
Sosyal bir insan olmaktan kaçının.
Özgür bir birey olmaktan çıkın, bencil bir birey olun.
Toplumsal yaşama katılmayın. Sorumluluk almayın.
Benim neyime lazım, deyin.
İlgilenmeyin.

Ölümü düşünün, ölümü !
Şimdiden, ahireti yaşayın..
Olacakla-öleceğin önüne geçilmez, deyin.
Kısacası, teslim olun.
Birilerinin olun, boyunduruğu altına girin.
Sizi, başkalarının yönetmesine alışın.
Siz, uğraşmayın.. Canınızı sıkmayın..
’’Herşey, olacağına varır’’ deyin.
’’Beni ısırmayan yılan, 40 yıl yaşasın ’’ deyin.
SEYİRCİ olduğunuzu sakın, unutmayın !

’’Benim Vatandaşım’’ diyenlerin vatandaşı olun. Onlara şirin görünün, karşılarında el-pençe durun. Memursanız, yakanızı-paçanızı düzeltip, el-pençe divan durmayı, sakın unutmayın !

Ve ben de diyorum ki, arkadaşlar ! bakın, bir de beni dinleyin ;

Onun, vatandaşı olabilirsiniz.. Bunun, vatandaşı olabilirsiniz ..
Fakat, lütfen ve lütfen ’’Benim Vatandaşım’’ olmayın..
Karar sizin. Kararınızı, kendi özgür iradenizle alın ve uygulayın.

İstiklal Savaşı’mızla birlikte kurduğumuz ve yapılandırdığımız bu güzel yurdumuzun insanlarını ’’Benim Vatandaşım’’ .. yok senin vatandaşın.. yok onun vatandaşı diye zamirleştirerek ayırmak ve onlara böyle bir hitapta bulunmak, sizce doğru mudur?

Ortaya çıkıp da arkadaş, sen ’’Benim Vatandaşım’’ demekle neyi kastediyorsun ? diye sorgulamayacak mıyız ?
Sen bir ülke misin ? Sen bir devlet misin ?
Sen bir kral, padişah, sultan veya peygamber misin ?
Sen nesin, demiyecek miyiz ?

İnsan ticareti ve köleliği, Türkiye’mizde, 87 yıl önce Cumhuriyetle kaldırılmadı mı ?
Milletimizin hiçbir bireyi; ne bir kimsenin malı ve ne de bir kimsenin, servetidir.

Daha fazla özgürlük, daha geliştirilmiş bir demokrasi ve daha insanca bir yaşam istem-özlem ve mücadelesiyle çırpınan halkımız; ’’Benim Vatandaşım’’ kilibi ve imajıyla yeni bir serüvene itilebilir mi ?

Koyun gütmenin ayıp olmadığını, hepimiz nasıl biliyorsak, ülkemiz insanlarını da ;
kullaştırarak,
yoksullaştırarak,
mallaştırarak,
aşiretleştirerek,
ayrıştırarak,
dergahlaştırarak
kişiliksizleştirerek,
ekonomikleştirilircesine ÖZELLEŞTİRİLDİĞİNİ hepimiz görüyoruz.
Ve bu durumu kınayıp, ayıplayıp, sakıncalı olduğunu belirtiyoruz..

Yani, yazarlara-çizerlere gözdağı verenlerden biz de korkup,bunları yazmıyalım mı ?
Haykırmıyalım mı ? Seyirci kalıp, susalım mı ?

Benim kuşağım ve neslim, bireysel ya da toplumsal görev ve sorumluluklar almayan bir insan tipinin yaratılmasına, asla seyirci kalamazlar ve kalmayacaklardır da.
Filmin bittiğini ve yönetilenlerin artık, seyirci olmadığını hep birlikte göstermeliyiz.

Zaman; kımıldamak, incelemek, araştırmak, sorgulamak ve bilimsel olanı yapmak, zamanıdır.
SEYİRCİLİĞİ bırakıp türbünlerden sahaya inelim, Elimizi taşın altına değil, içine sokalım, İnsan el ve emeğinin eritemeyeceği madde yoktur.
Haydi hepinize kolay gelsin.

Feridun Hayati Ünüvar tarafından

Çocuk & Eğitim

Kuşca Albüm

x

Check Also

Hrant’ı anıyoruz

Emeğiyle geçinen bu toprağın hası Türkiye sevdalısı Ermeni asıllı bir gazeteciydi O. demokrasiye bağlı insan ...