Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Celal Deveci / Tesadüf mü yoksa belirli bir stratejinin sonucu mu?

Tesadüf mü yoksa belirli bir stratejinin sonucu mu?

Celal Deveci

Celal Deveci

Kuşca'da doğdu. ilk ve orta eğitimini Kuşca ve Cihanbeyli'de yaptı. Lise ve üniversite eğitimini Danimarka'da bitirdi.
Daha önce sosyal pedagog ve öğretmen olarak çalıştı. Psikolojiyi yüksek lisans seviyesinde bitirdikten sonra, 2004 bu yana psikolog olarak çalışmakta.

Yazarın tüm yazılarını göster

16 Nisan da yapılacak referandumla beraber gündeme oturan TEK KİŞİ DİKTATÖRLÜĞÜ yada Erdoğan’ın diktatörlüğüne doğru hızlı adımlarla gittiğine dair görüş ve tesbitler acaba tesadüfü gelişmeler sonucu mu yoksa belirli bir stratejinin sonucu mudur!

Son zamanlarda özellikle Erdoğan ve diğer Akp’lilerden sık sık, muhalefet için şu iddiayı duymaktayız; Bir yalan ne kadar çok tekrarlanırsa, o kadar taraftar bulur!

Bu söylenenleri tersinden okumaya çalışsak! Erdoğan ve ekibi, Hitler’in propagandasını dayandırdığı bu metodu, biliçli ve başarılı bir şekilde kullnamkata ve yıllarca halktan bu şekilde oy topladılar.

Mesela;
HDP’yi susturmak için; ‘HDP belediyeleri imkanlarını PKK için harcamaklar’ iddiası
Son günlerde Hayır kampanyasını başarılı bir şekilde yürüten Kılıçdaroğlu’nu yıpratmak için; ‘Kılıçdaroğlu darbecilerle işbirliği içinde’ iddiası!

Bu her iki iddianın yalan olmasına rağmen, iddialar durmadan tekrarlanarak kitlelerin buna inanmasına uğraşmaktalar. Bu amaç uğruna ele geçirdikleri basın cömertçe kullanılmakta! Ne yazık ki hedefledikleri kitleleri etkilemekte başarılı olduklarını görmeteyiz.

Başkanlık tartışmaların olduğu günlerde, Erdoğan, üniter bir devlette başkanlığın olabileceğini göstermek için Hitler Almasını örnek göstermişti. Bu bir tesadüfi örnek miydi yoksa bilinçli kullanılan bir tarihi manipülasyon muydu? diye sormadan duramıyoruz.

Akp’nin nazizm ideologlarından nasıl faydalandığını görmek için biraz nazizm propagandasına bakmak yeterlidir. Nazizmin Almanya’da geliştiği dönemde Hitler, kitlelerin desteğini kazanmak için propagandasını şu esaslara dayandırmıştı:

1. Dogmaları basit tutun. Sadece 1 veya 2 görüş belirtin.
2. Görüşlerinizi direk, basit ve güçlü tutun. Sadece geçmişten veya sorulduğunuzda konuşun.
3. Mümkün olduğunca, söylediklerinizi siyah ve beyaz kategorilerle sınırlayınız.
4. İnsanların duygularına konuşunuz. Onlarla sürekli iletişim içinde olunuz.
5. Durmadan kendinizi tekrarlayınız. Görüşlerinizi sürekli aynı şekilde tekrarlayınız.
6. Edebi değeri, bilimsel kanıtları, denge, veya haberleri unutunuz.
7. Sadece insanları ikna edip ve fanatikleri oluşturmaya odaklayınız
8. Kitleri hareket etmek için sloganlar üretiniz!

Görüldüğü gibi Nazilerin politikaları üç ana temelden oluşuyordu: Yalan propaganda, Semboller, Almanların tarihi büyüklüğü ve Almanların yaşadığı sözde mağduriyet.

Akp’nin son yıllarda uyguladığı politika ve stratejilere baktığımızda şaşırtıcı bir şekilde nazizmin uyguladığı metodlarla benzerlikleri görüyoruz.

Akp mağduriyeti oynayarak özgürlük ve demokrasiden bahsederek üç dönem halktan oy topladı. Ama bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, Türkiye toplumu için bir felaketten bahsedebiliriz.

Giderek güçlenen Akp ve Erdoğan, toplumda dördüncü güç olarak kabul edilen basını ya kendisine bağladı yada yasakladı. Bununla yetinmeye Akp ve Erdoğan sözde ‘hakaret davaları’yla sıradan vatandaşlara dava açarak, sosyal medyayı susturmaya çalıştı. Artık Akp Türkiyesinde sıradan vatandaşlar bile sosyal medyayı özgürce kullanamıyorlar.

İç muhalefetti susturmak için başta HDP Eşbaşkanları, onlarca HDP vekili ve yüzlerce HDP belediye başkanlarını ve binlerce muhalif kişiyi tutuklanarak rehin alındı.

Akp propagandasının önemli bir bölümü ‘biz’ ve ‘onlar’ ayırımı yaparak sözde düşmanlar üretmeye yönelik olmuştur. İç muhalefeti susturmak için sözde ‘üst akıl’, haçlı zihniyeti veya dış güçlerden bahsettiler.

Osmanlıyı yücelttiler. Ecdattan söz edip, sultanlık özlemlerini dile getirdiler. Osmanlı imparatorluğunda insanlar kul ve sultanın emrindeydiler.

Sembol olarak kullandıkları sözde ‘rabia’ toplumda tekçi zihniyet için bir araç olarak kullanıldı. Farklılıklar yasaklandı. Tekçi ve ırkçı politikalar benimsendi.

Evet, 16 nisan pazar günü yapılacak oylama şekil anlamında demokratik sayılabilir. Ama demokratik bir seçimin şartları tümden Akp’nin kontrolüne teslim edilmiştir. Muhalefettin sesi kıstırılıp, toplantı ve mitingleri yasaklandı. Seçim büroları kapatılıp, seçmenler tutuklanmıştır.

Ama her şeye rağmen pazar günü tüm enerjimizi mobilize edip, insanlık adına hep birlikte HAYIR demeliyiz.

Unutmayalım ki Hitler de;
8 ocak 1933 günü Alman anayasaya saygı göstereceğine söz verip başkan seçilmişti!
Ama sadece bir ay sonra 1 şubat 1933’te Alman parlementosunu feshetti!
Ve 23 mart 1933 gününden sonra Almanya’yı kararnamelerle yönetmeye başladı!
Ve sonuç?
Yahudi ve komünist katliamı!, İkinci Dünya savaşı, 20 milyon insanın ölümü ve yıkılmış bir Avrupa!

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Bir fotoğraf – İki kuşak – 21 Kasım seçimleri

21 Kasım Salı günü, Danimarka da yerel ve bölge belediye seçimleri olacak. Her ne kadar ...