Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Mehmet Gezen / Ve şimdi tüm kentler uykusuzdur…

Ve şimdi tüm kentler uykusuzdur…

Ölüm seni kuşattığında, tüm yollarına mayınlar döşendiğini gördün.
Ne yöne gideceğini,
nereye, nasil ayak basacağını bilemedin belki.
Attığın her bir adım,
yürüdüğün her bir yol, çıkmaz sokaklara çıkıyordu.
Korku, zehirli bir sarmaşık gibi tüm benliğine yayılırken,
Sen attığın her bir adımda, fırtınanın kopmasını bekledin.

Sonra hayatı düşündün. Ne kadar çok hayalin vardı. Sabun köpüğü gibi uçup gittiler.
Bazen bir sese dokunuyor,
bazen de bir gülüşe tutunuyordun.
Varlığını (varoluşunu değil) dertlerinle açıklıyordun.
Bazen ad koyuyor,
bazen ad buluyordun.
Bazen yaşama sımsıkı tutunuyor; sevdalaniyordun.
Bazende yaşama mesafe koyuyor; uzaklaşıyordun.
Kimi zaman mânâ oluyor,
kimi zaman da mânâ yitiriyordun. Belirsizliğin esaretinden ruhun yorgun düşmüştü.
Uyuyamıyordun.
Ruhun sokaklara düşmüştü.
Her bir yer, her bir kimseler soğuktu.
Kendini yağmurda ıslanmış bir kedi gibi hissettin.

Canı olan acırdı elbet, canı olan yanardı ve yine canı olan ölürdü.

Ve sonra gene hayatı düşündün
Toprağa düşen ilk cemrenin dinginliginde,
toprak damlı evlerin kokularının tazeliğine bulaşmış gümüşsü gecelerde.
Öfken bilenmişti.
Öfken keskinleşmişti.

Sonra gene hayatı düşündün.
Sevdiklerini, seni sevenleri,
özlediklerini, seni özleyenleri,
toprağa düşen ilk cemreyi,
yürekteki kelebek kıpırtılarını,
o ejder sarılmasını,
o yakıcı,
o yıkıcı isteği.
Ve sonra hayata tutundun.
Sevdiklerini, seni sevenleri,
özlediklerini, seni özleyenleri,
toprağa düşen ilk cemreyi,
yürekteki kelebek kıpırtılarını,
o ejder sarılmasını,
o yakıcı,
o yıkıcı isteği kucakladın.
Ve bu ejder sarılmasını gören tanrılar
Ve bu fırtınayı sana reva gören tanrılar
Utandılar.
Utandılar ve bildirdiler:
” Ey yer suyunu yut,
ey gök suyunu tut” denildi.
Sular çekildi,
karar yerine getirildi.
Ve sen acıların eşiğinden geçtin,
yaşamın üzerine oturdun.

Acının ve ölümün eşiğinden geçenler; ruhlarını arındırıyor,
ruhlarını özgürleştiriyorlardı.
Onlar, yaşamın sırrına bizden önce vakıf oluyor,
fırtınalarda karayı ilk önce görenimiz oluyorlardı.
Bizler,
fırtınalarda karayı göremeyenler,
fırtınalarda debelenip yitip giderlerken; bana,
benim gibi düşünen bir çok kimseye de cevabı bulunması gereken sorular kalıyordu.

Yaşamak için illaki öldürmek mi gerekiyordu?
Ya da yaşamak için yaşatmak mı?
Sırf yaşamak adına küçük çıkarların, büyük kurnazlıkların peşinden sürüklenmek mi gerekiyordu?
Bir ömür içindeki uçurumu fark etmeden içinde bir uçurum taşımak mı daha ağırdı? Yoksa;
içindeki uçurumu fark edipte bu boşluğu bir ömür, doldurmak mı?
Hangisi iyiydi?
Hiç bir yaşam istemi başka yaşamları gölgeliyemezdi.
Buna değer miydi?
Ben, kendi adıma değmediğini düşünüyorum.
Sen, ey sevgili okur!
Siz ne düşünüyorsunuz?
Buna değer miydi?

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Şiirim

Şiirim Kimi zaman Unutturulmuş bir bellek Kimi zaman da Derin bir uçurum Çoşkulu bir nehir ...