#YaMeYe

Yazmak, hele hele şiir yazmak, duygu ve düşüncelerimi, kin ve nefretlerimi, öfke ve coşkularımı, hissettiklerimi, hissettirmek istediklerimi; kağıda dökmek, geride bıraktıklarımı; ileriye iz bırakır gibi nakletmek/nakşetmek, sese söz olmak, yitirilmişlikleri ve biriktirilmişlikleriyle bir bedene ruh olmak, hiç bir zaman tercihim olmadı. Zaman ve mekânın sıkışmışlığında , dün ve bugünün ve yarının arafında, arada kalınmışlığında, tamamen bir zorunluluktan dolayı yazıyordum.

Akıl ve yürek kavgalarında, vicdan ve merhamet çatışmalarında, ruh kırılmalarında artık yazmak tercih ve zorunluluktan öte elzem halini alıyordu.

Başkada yapacak bir şey yoktu ve bende yazıyordum.

Şiir ya da deneme ya da yazdığım her bir şeyi , adına ne deniliyorsa – ki ben hâlâ ne yazdığımı bilmiyorum- istemiyerek yazdım. Şiir hiç bir zaman istemediğim, arzu etmediğim; ama vuku bulunca da, zuhur edince de kayıtsız kalamadığım , kalamayacağım sorumluluğunu aldığım üstlendiğim gayr-ı meşru çocuğumdur.

Prematüre bir bebek gibi kucağıma verdiler ve büyütmek için de bana emzirtmek düşüyordu.

Benim olanı
Bizim olanı
Hakkım olanı
Hakkımız olanı
Bizden alınan
Bizden çalınanı
Ölümün elinden birşeyleri almaktı tek gayem .

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

Anla(şıl)mak

Hep anlaşılmamaktan yakınıp dururuz. Anlaşılamadığımızı ya da yeterince meramımızı anlatamadığımızdan dem vurur, Kendi yetmezliklerimizi, kendi ...