Celal DeveciEDİTÖR'DENNUÇEYAZARLARIMIZ

Noel akşamı ve hücredeki vahşet – 5

Celal Deveci

Celal Deveci

Kuşca'da doğdu. ilk ve orta eğitimini Kuşca ve Cihanbeyli'de yaptı. Lise ve üniversite eğitimini Danimarka'da bitirdi.
Daha önce sosyal pedagog ve öğretmen olarak çalıştı. Psikolojiyi yüksek lisans seviyesinde bitirdikten sonra, 2004 bu yana psikolog olarak çalışmakta.

Yazarın tüm yazılarını göster

İşkence ve işkencecilerin tarihine baktığımız, onları bu insanlık dışı ve vahşi eylem ve uygulamalara yönelten psikolojinin temel nedeni; İnsanları yıkım aşamasına getirip, tutuklanan insanları doğru bildiklerinden ve geçmiş inançlarından vazgeçirmektir.
Bu amaçlarına ulaşmak için insanlara mümkün olan tüm işkence ve benzeri uygulamaları kullanmaya gayret ederler.

Yani yapılan işkencenin amacı sadece tutuklanan kişiye bir şeyleri itiraf etmek değildir. İşkencenin temel amacı işkence uğruyan kişiyi kişisel bir tahribata uğratıp, onları doğru bildiklerinden vazgeçirmektir.

Polisin bana uzattığı kağıdı, ne yazıldığına bakmadan, imzaladıktan sonra, arkadaşlarımın yanına gideceğimi düşünerek, o şartlar atında bile, içim içim sevinmiştim.

Polis beni komiserin odasın çıkarıp, hücre kapısını açtığından bir vahşetle karşı karşıya geldim.

Tam hatırlamıyorum 11-12 öğrenciyi toplamışlardı. Hepsi okulda tanıdığım yada daha önce gördüğüm öğrencilerdi.

Hücredeki tüm arkadaşlar sanki savaştan çıkmış gibi, üst başları dağılmış, yüzlerinde korku ve kaygı vardı.

Başımı sola çevirdiğimde, polisin belimle beraber karakola getirdiği Raco arkadaşın elbisesi kanlar içindeydi. Sorduğumda, alçak bir sesle, işkencede burnu kanaşmış ve yüzü kanlar içinde kaldığını anlattı. Diğer arkadaşlar gibi, Raco arkadaşta fazla konuşmak istemedi.

Sanki herkes hücrede dinlendiklerini düşünüyorlardı. Hiç kimse ne konuşuyor nede yaşadıklarını anlatıyordu. Herkes suskun bir şekilde 3 metrekarelik hücrenin ıslak tabanına bakıyordu.

Hücreye alındıktan sonra işkenceciler artık fiziki kaba işkence yerine daha farklı işkence şekillerini uygulamaya başlamışlardı.

Hücrede yaşadıklarımızı, 40 yıl geçmesine rağmen hatırladığım kadarıyla sizlerle burada paylaşmaya çalışayım.

Ayakta durma işkencesi
Konya’dan getirilen işkenceci polisler bizi hücrede de rahat bırakmadılar. Onlar, insanları zorla ayakta tutmanın ne kadar acı ve yıpratıcı olduğunu bildikleri için bizi gece boyunca ayakta kalmamız için elinden geleni yaptılar.

Bi düşünün, akşam saatler boyunca, falaka işkencesi görmüş bir çocuğu, gece boyunca parçalanmış ayak tabanları üstünde durdurmak!

Hücrede 2-3 kişinin oturabileceği küçük bir bank vardı. Banka sırayla oturmaya çalışıyorduk! Bankta oturmayanlar ise ayakta durmak zorundaydılar. Yere oturmamızı engellemek için polisler yarım saat arayla hücrenin tabanına su döküyorlardı. Ayakta durabilmek için birbirimize yaslanıyorduk.

Uyutmama işkencesi
Uyutmama işkencesi ortaçağlaran kalma bir işkence türüdür. Uykusuz bırakılan mağdur yorgun ve bitkin düştüğünden hafıza kaybı ve dikkati bozukluğunu yaşar. İşkence yapanlar, bu şekilde mağdura zorla bir şeyler itiraf ettirmeye çalışırlar.

Hem ayakta durabilmek hemde uyumamak için birbirimize yaslanırken, ara sıra başımızı diğer arkadaşların omuzuna koymaya çalışmamıza rağmen, ayakta uyumak mümkün olmuyordu. Ayrıca polisler uyumamızı engellemek için ara sıra gelip hücrenin kapısına vuruyorlardı.

O gece nasıl sabahlayacağımızı tahmin bile edemiyorduk.

Tuvalette götürülmeme
O gece insanın aklına bile gelemiyeceği bir başka işkenceyle karşı karşıya kaldık. İhtiyacımız olduğu halde tuvalete götürülmeme yada polisin istediği anda.

Polisler, acil tuvalet ihtiyacı olan arkadaşları tuvalete götürmek için iki kural koymuşlardı. Hücreden tek kişi çıkacak ve tuvalete giden kişi tuvalet kapısını açık bırakacak.
Tuvalet kapısının açık bırakılması, bize çok zor geliyordu. Bu davranış ne kültürümüze, ne örf ve ananemize uygundu.

Saatler geçiyordu. Üst başımız dağılmış, berbat bir şekildeydi. Artık tanınmaz haldeydik.

Saatin kaç olduğundan yada günışığının çıktığından haberimiz yoktu. Ama yavaş yavaş karakolun koridorlarından bazı sesleri duymaya başladık.

Ve yüksek sesle bağıran bir ses: ‘Lan ne yaptınız bu çocuklara…?

Devam edecek..

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.