DANİMARKAGÜNDEMDEKİLERNUÇE

Mahmut Erdem: »Kişi, farkında olmadan entegre olur«

Jesper Lindstrøm Jørgensen'ın, Mahmut Erdem'le Politiken gazetesi için yaptığı röportaj

Mahmut Erdem, 1969 yılında misafir işçi olarak Danimarka’ya geldi. Aslında Türkiye’ye dönüp okumayı düşünüyordu, ama sonunda Danimarka’da kaldı ve hem siyasette hem de göçmenlik tartışmalarında aktif bir rol aldı. Fotoğraf: Miriam Dalsgaard

Mahmut Erdem, 1969 yılında misafir işçi olarak Danimarka’ya geldi. Aslında Türkiye’ye dönüp eğitimine devam etmek istiyordu, ancak kazandığı para, gece hayatı ve dernek çalışmaları nedeniyle kalmaya karar verdi. Bugün, başka bir yerde yaşamayı hayal bile edemez.

“Öküzler yoruldu (Gavestî). Bu yüzden Kopenhag’a kadar ulaşamadık,” diye gülüyor 75 yaşındaki Mahmut Erdem, Brøndby Strand İstasyonu yakınlarındaki apartman dairesinde eşiyle birlikte oturduğu yerden, mobilyaları yerleştirirken.

Bu metafor, Kopenhag çevresindeki banliyölerde yaşayan Kürtler arasında yaygındır ve Mahmut Erdem’e göre, birçok Kürt göçmenin 1960’ların sonu ve 70’lerin başında Danimarka’ya çalışmak için geldiğinde ‘vadedilmiş şehir’ Kopenhag hayalinden neden vazgeçmek zorunda kaldığını açıklar: Önceki Kürt göçebe kuşaklarının yaşamını öküzlerin ihtiyacına göre sürdürdüğü gibi – öküzler yorulunca şehre kadar ulaşamamışlar, bu yüzden Brøndby, Ishøj ve benzeri banliyölerde yerleşmek zorunda kalmışlar.

Mahmut Erdem, kendisi de bir Türk kökenli Kürt olarak, 1969’da misafir işçi olarak Danimarka’ya gelmiş. Ancak o, Danimarka’daki yaşamını ve iş hayatını boşa çıkmış bir hayal olarak görmüyor.

Aksine.
“Ben zavallı bir yabancı işçi değilim,” diyor Mahmut Erdem, eşiyle birlikte oturdukları balkonunda, masada wienerbrød (Danimarka çöreği) ve kahve eşliğinde.

Bunu vurgulamak neden senin için bu kadar önemli?
“Çünkü medyada bizim hakkımızda, ilk gelenler olarak, yanlış bir izlenim oluşabiliyor – ama bu doğru değil. Danimarka’ya 19 yaşında geldim, ve hızla çeşitli fabrikalarda çalışmaya başladım. Başlangıçta zordu, özellikle bir imamın oğlu olarak kalbim kırılmıştı, çünkü eğitimime başlamak istiyordum. Ama aynı zamanda paraya ihtiyacım vardı, iyi para kazandım. Ve bugün bile bu kazançlar bana çok yardımcı oldu – diskoya gitmek, sinemaya gitmek için hem param hem de özgürlüğüm vardı.”

“Sonraları çeşitli göçmen derneklerinde ve siyasette aktif oldum. Toplum için bir fark yarattım, hayatım eğitimli ve anlamlı bir hale geldi. Danimarka’ya çalışmak için gelmiş olmam bana iyi bir yaşam sundu.”

Farkında olmadan entegre olmak

Mahmut Erdem, 2010 yılından bu yana Brøndby Belediyesi’nde Sosyal Demokrat Parti’den belediye meclis üyesi olarak görev yapıyor. Ancak yıllar boyunca birçok farklı işte de çalıştı: fabrika işçisi, taksi şoförü ve öğretmen oldu; ve Danimarka’daki yaşamının başından itibaren göçmen derneklerinde son derece aktifti. Bu çerçevede, IND-sam (Göçmen Dernekleri Birliği) adlı oluşumun başkanlığını da yürüttü.

1978’den 1992’ye kadar Mahmut Erdem’in Türk pasaportu da iptal edildi.
Kendi ifadesine göre bu durum, Kürt davasına ve demokratik mücadeleye olan bağlılığından kaynaklanıyordu. Danimarka’da bulunduğu süre içinde Kürt diline ve kültürel mirasına sahip çıkması ve Türkiye’de demokratikleşme talep eden gösterilere katılması, onu Türk hükümeti nezdinde istenmeyen kişi haline getirmişti.

Tıpkı o dönem Türkiye, Pakistan ve Yugoslavya’dan Danimarka’ya çalışmak için göç eden diğer birçok misafir işçi gibi, Mahmut Erdem de başta burada uzun süre kalacağını hiç düşünmemişti. Planı yalnızca 4 ay çalışmak, biraz para biriktirip Türkiye’ye dönerek üniversitede okumaktı.

Ancak genç adam memleketine geri döndüğünde, çevresi tarafından şaşkınlıkla karşılandı.
»Türkiye’de üniversiteye gitmeyi planlıyordum, ama arkadaşlarım ve tanıdıklarım neden geri döndüğümü anlayamadı. Hepsi Danimarka’da olmayı tercih ederdi, dediler. Bu yüzden benim böyle bir fırsatı bırakmamı akılları almadı,« diyor Mahmut Erdem.

Mahmut Erdem kısa bir süre Türkiye’de kaldıktan sonra onlara hak verdi: Eğitim planlarını bıraktı, Danimarka’ya geri döndü ve daha önce çalıştığı metal fabrikasındaki işine tekrar başladı.
»Türkiye’deyken içimde garip bir boşluk oluştu, anlıyor musun? O an fark ettim ki aslında ben Danimarka’ya çoktan entegre olmuştum. Kendi paramı kazanıyordum, gece hayatını seviyordum, sinemaya, diskoya gidiyordum. Bunların hiçbiri benim geldiğim yerde yoktu. ‘Lanet olsun,’ dedim kendi kendime, ‘insan entegre oluyor, hem de farkında bile olmadan’.«

Bazıları için senin neden eğitimden vazgeçip niteliksiz bir fabrikada çalışmayı seçtiğini anlamak zor olabilir. Bunu açıklayabilir misin?
»Aslında Danimanya’ya döndükten sonra bir yıl kimya mühendisliği okudum, ama onu da bıraktım. Artık buna ihtiyacım olmadığını düşündüm. Zaten ihtiyacım olan her şeye sahiptim – kendi paramı kazanıyordum, ekonomik olarak bağımsızdım. O halde neden o kadar zaman harcayayım ki? Aynı zamanda hızla göçmenlerin entegrasyonuna katkı sunmayı amaçlayan dernek çalışmalarına da katıldım. Bu da oldukça zaman alan bir şeydi.«

Ayrıca diyorsun ki, Danimarka’ya geldikten sonraki ilk 14 ay içinde entegre olmuşsun – farkında bile olmadan. Ama insan gerçekten entegre olmuş sayılır mı Danimarka’da – hele hele iş gücü piyasasında – sadece kendi parasını kazanıyor ve gece hayatını seviyor diye?
»Ben öyle hissettim. Elbette, entegrasyonun bazı yönleri bizim gibi birinci kuşak göçmenler için çok yavaş ilerledi. Ama şunu da anlamak lazım ki, örneğin dil bilgisi o zamanlar işverenler için hiç önemli değildi. Sadece işimizi yapmamız bekleniyordu ve zaten yakında Türkiye’ye geri döneceğimiz düşünülüyordu.«

»Hiçbir konuda uzun vadeli bir politika yoktu, çünkü kimse burada uzun süre kalacağımızı düşünmemişti. Ancak 1973’teki petrol krizinde, Danimarkalılar arasında işsizlik artınca, birden bire bizim dili bilmemiz ve her şeyi öğrenmemiz gerektiğine karar verdiler.«

Kadınlarla daha kolaydı

Mahmut Erdem, Danimarkalıları başından beri genel olarak sıcak ve misafirperver bir halk olarak gördüğünü söylüyor, ama nüfusun bir yarısıyla ilişki kurmak diğer yarısına göre daha kolay olmuş:
»Danimarkalı kadınlarla iletişim kurmak kolaydı. Birçok birinci kuşak göçmen Danimarkalı kadınlarla birlikte oldu. Kadınlarla ilişki kurmak, erkeklerle olduğundan daha kolaydı,« diyor Mahmut Erdem.

Sence neden böyleydi?
»Çünkü kadınlar daha meraklıydı. Yabancı erkekleri ilginç buluyorlardı ve bu da Danimarkalı erkeklerde aynı derecede görülmüyordu. Ayrıca birçok erkek, gelen yeni iş gücünü bir tehdit olarak gördü: ‘Bizim işlerimizi ve kadınlarımızı alıyorlar’ diye düşündüler.«

»O yüzden, bizim Danimarkalı iş arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişkinin, kendi aramızda göçmenler arasında kurduğumuz ilişki kadar güçlü olduğunu söylemek yalan olurdu.«

Mahmut Erdem, Danimarka’daki iş yaşamının büyük bir bölümünde dikkat çekici şekilde az sayıda etnik Danimarkalı ile çalıştığını anlatıyor: Danimarka’ya geldikten 14 gün sonra işe başladığı metal fabrikasında tüm çalışma arkadaşları Türkiye’dendi. Aynı durum, sonraki yıllarda çalıştığı diğer işyerlerinin çoğunda da geçerliydi.

Aslında, 2010 yılında 60 yaşında Brøndby Belediyesi’nin meclisine seçilene kadar gerçek anlamda “Danimarkalı” bir iş ortamına girmemişti.

Ve orada özellikle bir şeyin çok çarpıcı olduğunu söylüyor Mahmut Erdem:
»Danimarka’daki bir belediye meclisinde insanlar gerçekten birbirinin iş arkadaşı oluyor – siyasi olarak ne kadar farklı olsalar bile. Bu, bence dünyanın başka yerlerinde insanı en çok şaşırtacak şey olurdu. Herkesin siyasi bir ortamda bile birbirine saygıyla yaklaşması Danimarka’ya özgü bir durum,« diyor ve ekliyor:

»Ben meclise yeni seçildiğimde, en güzel dostluklarımı Dansk Folkeparti’den edindim. Danimarka’da insanlar siyasi olarak farklı düşünse de dost olabilir – bu bizim değerini bilmemiz gereken bir şey.«

Parti yönetimiyle fikir ayrılığı
Mahmut Erdem aslında kendisini gururlu bir sosyal demokrat olarak tanımlıyor. Ancak konu yabancı iş gücüne geldiğinde, parti yönetimiyle her zaman aynı fikirde değil – özellikle de gelecekte iş gücünün sözde MENAPT ülkelerinden (Orta Doğu, Kuzey Afrika, Pakistan ve Türkiye) daha az, batılı ülkelerden ise daha fazla getirilmesi gerektiği fikrine katılmıyor. Bu görüş, başta Başbakan Mette Frederiksen olmak üzere birçok kişi tarafından dile getirildi ve hükümetin yeni tasarısında da açıkça görülüyor: Yabancıların Danimarka’da çalışabilmesi için gerekli olan minimum maaş sınırı (beløbsgrænsen) 514.000 kroneden 300.000 krona düşürülüyor – ancak bu yalnızca seçilen 16 ülke için geçerli ve MENAPT ülkeleri bu listeye dahil değil.

»Bu şekilde ayrım yapmak bence açıkça bir ayrımcılıktır. İşverenlerin ihtiyaç duyduğu iş gücünü karşılayabilmesi gerekir. İster Norveçli olsun, ister Türk – önemli olan bu değil. Önemli olan sadece kişinin nitelikleridir,« diyor Mahmut Erdem.

Bu görüş, senin kendi partinin en üst düzeyinde savunuluyor. Ama sen buna destek vermiyor musun?
»Hayır, açıkçası, insanların bu şekilde genellenmesini sevmiyorum. Bu bir siyasettir. Oy toplamak için akıllıca bir yöntem. Ama ben buna katılmıyorum. Ben çeşitliliği savunan biriyim.«

Bu ülkelerden gelenlerin entegrasyonunun daha zor olduğu, suç oranlarında ve işsizlik istatistiklerinde fazla yer aldıkları yönünde bir argüman da var. O zaman siyasi bir sorumluluk değil mi: yabancı iş gücünün ülkenin toplumsal uyumunu zedelemeyecek şekilde kullanılmasını sağlamak ve örneğin suç oranlarının artmamasını garanti altına almak?

»Elbette bu sorunlarla ilgilenmek gerekir. Ama bu tür şeyleri siyaseten genelleştirmek doğru değil. Aksi halde biz de Türkiye’deki Kürt korkusuyla hareket eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan farkımız kalmaz. Eğer bir kişi nitelikliyse ve işyeri ona ihtiyaç duyuyorsa, sadece kökeninden dolayı dışlanmamalıdır.«

Bu ‘MENAPT ülkeleri’ tartışması da… Sence bu sadece Müslümanları istememekle mi ilgili? Konu bu mu?

Sence?
»Böyle görünüyor olabilir.«
Her ne olursa olsun, Mahmut Erdem Danimarka’da her zaman kendini hoş karşılanmış hissettiğini vurguluyor – hem iş gücü piyasasında hem de genel olarak toplumda. Danimarka’da hâlâ yapısal ayrımcılığın olduğunu düşünüyor ama ırkçılık hakkında fazla konuşmak istemiyor çünkü dünyanın her yerinde ırkçılık mevcut – bu sadece Danimarka’ya özgü bir şey değil. Ve Danimarkalıların içe kapanık insanlar olduğuna dair ulusal anlatıya da inanmıyor.

»Çoğunuz bunun tam tersisiniz: Açık görüşlü ve çok yardımseversiniz,« diyor Mahmut Erdem.

Zaman zaman Türkiye’ye dönme hayalleri kurmuş olsa da, Mahmut Erdem Danimarka’ya yerleşme kararının doğru bir karar olduğundan hiç şüphe duymamış:
»Kendimi üçte bir Kürt, üçte bir Türk ve üçte bir Danimarkalı olarak görüyorum. Ama Danimarka’yı tercih ediyorum. Burada bir iş bulduğum için gerçekten çok mutluyum. Dünyada çalışmanın ve yaşamanın Danimarka’dan daha iyi olduğu bir yer belki de yoktur,« diyor Mahmut Erdem.

ARKADAŞ DEFTERİ

Cümleyi tamamla…

Keşke iş arkadaşlarım şunu anlasalar…

Cümleyi şöyle yeniden ifade etmek isterim: “Keşke iş arkadaşlarım anlamaya devam etseler” — birbirimizin farklılıklarını kabullenmemiz gerektiğini. Toplumun bazı yerlerinde bu anlayış baskı altında, ama bu da görevi daha da önemli kılıyor.

İş yerimde müdür olsaydım, ilk olarak şunu hayata geçirirdim…


Belediyemizde daha fazla insanın – özellikle göçmen kökenli gençlerin – eğitimlerini tamamlamalarını sağlayacak adımlar atardım. Ben buraya geldiğimde durum böyle değildi, ama bugün eğitim, iyi bir iş yaşamı için çok ama çok önemli.

Danimarkalıların iş/özel hayat dengesine bu kadar önem vermesi…


Danimarka’daki iş hayatının en güzel yönlerinden biri. Böyle şeylere önem vermek akıllıcadır ve başkaları da bundan bir şeyler öğrenebilir.

Danimarkalı iş arkadaşlarımda beni en çok şaşırtan şey…


Bu kadar çok toplantı yapmaları. Bazen bir toplantı yapmak için toplantı düzenleniyor. Yeni bir proje hakkında nasıl toplantı yapılacağı üzerine toplantı bile yapılabiliyor. Bu biraz abartılı olabiliyor.

Memleketimdeki arkadaşlarım ve ailem, Danimarka’daki işim hakkında şöyle düşünüyor…


Kıskanılacak bir şey olduğunu söylüyorlar. Türkiye’de insanlar genel olarak Danimarka’yı yaşamak ve çalışmak için çok iyi bir yer olarak görüyor.

Yazarımız

Kusca.com

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.