Anasayfa / YAZARLARIMIZ / Feridun Hayati Ünüvar / DEVLET, KİN TUTAR MI ?

DEVLET, KİN TUTAR MI ?

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Demokrasi yarışına katılan, kazansın kazanmasın tüm parti ve aktörlere geçmiş olsun.

12 haziran seçimlerinin yurdumuz genelinde sakin olarak geçmesine, elbette bir yurttaş olarak hepimiz, çok sevindik
Seçim sonuçlarının ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yeni seçilen milletvekillerinin de ülkemize yeni bir ANAYASA yapmalarını ve neyin vekili olduklarını unutmamalarını, umuyorum.

Oy kullanabilme imkan ve fırsatı bulabilmiş, oyunu kullanabilmiş ve vatandaşlık görevini yerine getirmiş olmanın sevinciyle seçim akşamı, ben de herkes gibi televizyonun karşısına geçip, seçim sonuçlarını izlemeye koyuldum.

Seçim neticelerinin kesinlik kazandığı sıralarda, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın balkondan halka yaptığı konuşmayı dinleyip, izledim.

Başbakanının her kesimi kucaklayıcı konuşmasını ve nicelerini, olumlu bularak sevinirken; satır aralarında değindiği, merhumlarla ilgili sözlerini de, garipsedim.

Balkon konuşmasını dinlerken Cem karaca’yı ve onun ’at bizim, avrat bizim, yiğit bizim , şan bizim ..’ dizeleriyle söylediği, şarkısı aklıma geldi. Doğrusunu itiraf etmem gerekirse, ”millete hizmetkarlık yapacağız” deyip, avratla ve kravatla balkonlara çıkıp, halka tepeden bakarak ; geçmişte devletin astıklarını sayan ve halkına hizmetkar olduğunu söyleyen bir başbakanı, hayatımda, ilk defa görüyor ve dinliyordum. Şaşkındım. Sanki yüce devletimiz, geçmişte yaptıklarının yeni bir versiyonunu; şimdi yapmıyormuş gibicesine, bir görüntü sergileniyordu balkondan.

Halbuki, Türkiye halkı seçimde; özgürlükleri elinden alınmış hapishanelerdeki düşünce ve siyasi tutukluları Meclis’e seçerek ve onların özgürlüklerini onlara geri vererek, devletin bir ayıbını gösteriyordu. Çoğunlukla Güneydoğu illerinde yaşayan Kürtler de, devletin ele alamayıp geçiştirdiği ve Meclis’e dahi getirmediği siyasal, hukuksal ve kültürel haklarını; mücadeleleriyle her türlü devlet engeli ve seçim kısıtlamalarına rağmen, Meclis’te temsil etme imkanlarını kendi olanaklarıyla sağlıyorlardı.

Her devletin yürütmesinin başında bulunan ve uygulamalarından mesul başbakanı, ilk önce kendi icraatlarından sorumludur..
Balkon konuşmasında Türkiye başbakanı, merhum Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı zikrederek o zamanki devlet icraatlarını kınayıp mahkum etti. Doğru da etti. Fakat, Türkiye’de barış, demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren devrim şehitlerinin, Kubilay’ların, Deniz Gezmiş’lerin ve 10 binlerce Türk ve Kürt asker ya da sivil vatandaşlarımızdan hiç bahsetmedi. Bunların da devletin gazabına uğradığını zikretmesi gerekmez miydi ? Geçmişteki devlet icraatlarını tek taraflı ve yandaş olarak anlatan başbakanın balkondaki bu konuşması, gerçekten çok düşündürücüydü.

Üstelik, devletin katil ve teröristbaşı diye suçladığı ; sempatizanlarının ise önderimiz diyerek sahip çıktıkları Öcalan’ı seçim kampanyalarında’’ ben, asardım’’ diye böbürlenmesi de, bir tezattı. Devletin yaptığı geçmişteki idam icraatlarını bir taraftan kınamak, bugün sorulduğunda da’’ben olsaydım asardım’’ demek de, tam bir çelişki..

Başbakanın bu söylemi, devlet kurumlarının ve yetkililerinin vatandaşlarına tarafsız icraat yapmadığı, izlenimini ortaya koyuyor. Bugün bizim kalkıp da, ’devletin yandaş veya intikam peşinde olduğunu’ söyleyebimemiz için, bir zemin oluşmuştur.

Bay Hitler’in veya sayın Bush’un ya da Ayetullah beyin veya Mahmut çelebinin, ya da Recep beyin veya Şaban’ın ya da Ramazan’ın kin tutması iyi değildir ama.. hadi, varsayalım ki, tutmuş olsunlar..
İnsandırlar.. Beşer ya bunlar. Şaşarlar da.. düşerler de.. kalkarlar da.
Yeri gelir, şeytana da uyabilirler, ağızlarını da bozabilirler, kin de tutabilirler.
– Fakat, ya devletin ?
Devletin kini olur mu ? Garazı olur mu ?
Olursa kime olur ? Nasıl olur ? Niçin olur ?
Buna, kim karar verir ?

Söz konusu ,devletin vatandaşına olan kini meselesi olunca, insan haliyle bu kinin amacını ve boyutlarını etraflıca düşünmek zorunda kalıyor.
– Acaba devlet kininin, sebebi nedir ?
– Devlet, kendisini var eden vatandaşından, öc almak ister mi ?
– Alacaksa, bunun yasal bir dayanağı var mıdır ?
– Devletin kin ve nefret politikası, vatandaşından gizlenmeli midir ?
– ’’Devletin devamlılığı’ ilkesi olduğuna göre , devlet şimdiye kadar vatandaşından intikam alarak mı yürüye gelmiştir ?.
.. vs. vs. gibilerinden görüldüğü üzere, insanın kafasını karıştıran, bir çok soru işaretleri var ortada.

Öc almak, kin tutmak veya intikam peşinde koşmak gibi davranışlar, elbette kabile toplumlarından kalma, ilkel alışkanlıklardır.
Modern çağımızda, muasır milletlerin devletleri bu tür intikamlar peşinde koşmamaktadırlar. Hele, hele kendi vatandaşlarına karşı, asla. Devletler, tam tersine; vatandaşlarının istekleri doğrultusunde ülkelerini, sevk ve idare etmektedirler.

Kin tutanlar, öc alanlar, kan davası güdenler, ilkel ve hayvani davranışlarından kurtulamayanlar günümüz dünyasında, ya ceza evlerindedirler.. ya da rehabilite merkezlerinde tedavi görmektedirler. Ya da nesilleri tükenmiştir.

Genel olarak bizim seçilmiş vekillerimiz, ’’ biz, millete hizmetkarlık yapacağız’’ diyorlar.. ama, bu laf bana, hiç de inandırıcı gelmiyor.
Zira ben, kelimelerimi hoş görün, hayatımda şimdiye kadar kravatla ve avratla balkonlardan halka bakan, hiç bir hizmetkar görmedim. Hizmetkarlar genellikle, düşük ücretlerle çalışarak alın terini satan, yoksul, ezilen ve sömürülen insanlardır.

Seçim neticelendiğine göre, ’’ fazla söze ve muhalefet yapmaya gerek yok’’ deyip bir köşeye çekilip, susmak; çok ayıp, bir insanlık davranışıdır.
’’Bana dokunmayan yılan, 40 yıl yaşasın’ diyerek, sadece yılanların öc aldığını sanmak ve vurdum, duymaz olmak da insanlığa yakışmaz. Bu nedenlerle :

.- Muhalefet olsun diye değil, gerçekleri ve doğruları yazmaya devam etmeliyiz.
.- Zalımların zulmü varsa, sevenlerin de allahı var demeliyiz.
. – Haksızlıkların karşısına çıkıp, doğruların yanında olmalıyız.
.- Demokrasiyi liderlerin suntasından kurtarıp, halkı söz sahibi yapmalıyız.
. – Güneyin de, kuzeyin de, doğunun da, batının da ihtiyacını karşılayacak bir anayasa
yapacağız diyenlere; ortayı unuttunuz.. hop, hoop deyip, anayasanın herkesin
anayasası olması gerektiğini, söylemeliyiz.
. – Kürt sorununu sosyal devlet politikalarıyla değil de, gerçeklerden uzak şövenist ve
ilim dışı kurallarla ve savaşla çözmeye çalışanlara ; yeter artık, durun demeliyiz.
. – Ülke kaynaklarını çar-çur eden ve partizanlık yaparak siyasal iktidara sırtını
dayayan ve asli görevlerini icra etmeyen kamu görevlilerine kibarca ve yüksek sesle;
”höst ölen” burası senin babanın çiftliği değil, devletin malı deniz değil’’
diyebilmeliyiz.
. – Eskisinden daha fazla muhalefet yapıp, barış içerisinde birarada yaşama arzusu olan
uygar bir millet olmanın yollarının ; akepeye seçim kazandıran duble yollardan
daha önemli yollar olduğunu , anlatmalıyız.
.- AB ve ABD emperyalist beslemelerinin, halkları birbirine kırdırarak; savaş ve iç
karışıklar yaratarak, Türkiye halkını ve ülkesini sömürgeleri haline getirmek
istediklerini, her yerde ve her durumda haykırmalıyız.

Savaşa, şiddete, haksızlığa ve düşmanlığa karşı onurluca mücadele edebilmek için, örgütlenmek şarttır. Örgütlerin demokratik olması, çok önemlidir. Dostça ve kardeşçe, sevgi ve barış içerisinde birarada yaşayabilme isteği, tüm insanlarımızın özlemi olsun.

Kalın sağlıcakla.

x

Check Also

ALAMANYA GARDAŞIMI, NİYE GERİ VERMİYOR..?

Geri dönüp gurbetin kahrını, sıla özlemini, insan sevgini bi hatırlayalım. Sene 1961, ekim ayının son ...