Anasayfa / NUÇE / Kürdistan’ın 5. parçası: Azınlık içinde azınlık

Kürdistan’ın 5. parçası: Azınlık içinde azınlık

Orta Anadolu Kürtleri’nin büyük bölümünün Malatya, Adıyaman, Urfa ve Ağrı bölgesinden buraya geldiklerini gösteriyor. Yine değerlendirmemiz, özellikle Malatya ve Adıyaman bölgesinden gelenlerin ağırlıkla Alevi kökenli; Urfa ve Ağrı bölgesinden gelenlerinse ağırlıkla Êzidi kökenli olup, sonradan Hanifi Müslümanlığına geçtikleri yönündedir.

Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak, Orta Anadolu Kürtlerin göç tarihinin 13. yüzyıldan itibaren başladığını söylüyor. Bayrak’a göre Orta Anadolu Kürtleri’nin büyük bölümünün Malatya, Adıyaman, Urfa ve Ağrı’dan göç ettiğini söylüyor. Malatya ve Adıyaman bölgesinden gelenlerin ağırlıkla Alevi kökenli; Urfa ve Ağrı bölgesinden gelenlerin ise Êzîdî kökenli olup, sonradan Hanifi Müslümanlığına geçtiklerini belirtiyor. Mehmet Bayrak ile Orta Anadolu’ya Kürtlerin göç serüvenini konuştuk.

Orta Anadolu Kürtleri göç tarihleri boyunca nereye yerleşmişler?

Bilindiği gibi, Orta Anadolu Kürtleri’nin yerleşimi, 7 ana yerleşim bölgesinden biridir. 5 yerleşim bölgesi Kürdistan ana kıtası üzerinde, biri Orta Anadolu bölgesinde, diğeriyse Horasan-Elbruz bölgesindedir. Maraş merkezli, kısmen Semsur (Adıyaman), kısmen Meleti (Malatya), kısmen Sewas (Sivas), kısmen Kayseri, kısmen Adana ve Anteb’i içine alan ve Batı literatüründe İçtoroslar veya Karşı-Toroslar olarak adlandırılan bölge ise, Orta Anadolu Kürt havzası ile Kürdistan arasında bir köprü konumundadır.

Orta Anadolu Kürtleri ilk ne zaman ve nereye geldiler?

Başta, 13. yüzyılın ilk yarısında tarihlenen ve Kürt Eyyubi hanedanlığı öncülüğünde kurulan Eyyubi Devleti’ni anlatan El- Xazreci’nin Tarih-i Devlet-i Ekrâd’ı olmak üzere çeşitli kaynaklar, Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki Kürtler gibi, İçtoroslar ve Orta Anadolu Kürtleri’nden de söz ederler. Zaten, Eyyubiler döneminde Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi de Maraş ve çevresinin valisi konumundadır. Öte yandan, daha beylikler döneminde Afyon yöresinde kurulan Germiyanoğulları Beyliği’nin kurucu unsurlarından biri de Kürtler’dir.

Kürtler, Orta Anadolu’nun hangi kentlerine yerleşmişler?

13. yüzyıldan bu yana bölge Kürtleri’nden söz eden kaynaklar bulunmakla birlikte; bilinmektedir ki, Orta Anadolu Kürt havzasındaki Kürtler’in Ankara, Konya, Aksaray, Kırşehir, Yozgat, Çorum, Tokat, Amasya, Gümüşhane hattındaki yerleşimleri özellikle Yavuz Selim’in hilafeti almasından sonra daha da yoğunlaşmıştır.

Ta, Sasaniler döneminden bu yana Albruz Dağları-Horasan hattında Kürtler yaşamaktaydı. Ancak, Horasan bölgesinde Kürtler’in yoğunlaşması, özellikle Horasan’ı alan Kürt kökenli Safevi Şahı I’inci İsmail ve kendisinden sonra gelen Şah Tahmasb ile I. Şah Abbas döneminde gerçekleşmiştir. Tüm bu Safevi Şahları, Horasan’ı kuzeydeki Sünni Özbek ve Türkmen saldırılarından koruyabilmek için, özellikle o dönemde kendilerine bağlı olan Dersim Eyaleti ile Doğu Kürdistan’daki Urmiye bölgesinden buraya onbinlerce Yaresan / Alevi Kürt aileyi göç ettirmiş ve iskâna tabi tutmuştur.

1639’daki Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Dersim eyaleti Osmanlılara bağlanınca, buraya göç ettirilen ailelerden yine binlercesi kendi eski yurtluklarına geri dönmüşlerdir.

Orta Anadolu Kürtleri’nin çıkış yeri (kökü) Horasan’dan geldikleri doğru mu? 

Horasan’dan gelme olayı, esas olarak buradan gidenlerin geri dönüşleridir. Kürdistan’ın, Osmanlı ile Safeviler arasında  bu ilk resmi bölünmesi, başta Ehmedê Xanî olmak üzere Kürt aydınları üzerinde bir kırılma ve tepki yaratmıştır. Denilebilir ki, Mem û Zin esas olarak bu duygu ve düşüncelerle kaleme alınmıştır.

Bugün Horasan ve Albruz Dağları bölgesinde yaşayan yaklaşık 2 milyonluk  Kürt toplumunun aşiret yapısına bakılırsa, neredeyse Dersim ve Urmiye bölgesiyle bir paralellik görülür. En büyük aşiret konfederasyonlarından birinin adı Çemizgezek, diğerinin adı Şadlu (Şadyan)dır. Bu nüfusun yaklaşık yüzde 75’i Alev i/ Yaresan ve Êzîdî inancındadır. Şiiler bile diğer bölgelerdekilerden farklıdır. Dolayısıyla, Anadolu ve Kürdistan’da yaşayan Alevilerin tümüyle buraya bağlanması ve ”Türkleştirilmeye” çalışılması, tarihsel ve toplumsal gerçekliğe ters bir olgudur.

Horasan’dan dönen bu topluluklardan bir bölümü, toprakları tutulmuş olduğu için İçtoroslar ve Orta Anadolu içlerine göçtüler ve süreç içerisinde Osmanlı Devleti’nin resmi mezhebi olan Hanefiliğe döndüler.

Yaptığımız araştırmalar, Orta Anadolu Kürtleri’nin büyük bölümünün Malatya, Adıyaman, Urfa ve Ağrı bölgesinden buraya geldiklerini gösteriyor. Yine değerlendirmemiz, özellikle Malatya ve Adıyaman bölgesinden gelenlerin ağırlıkla Alevi kökenli; Urfa ve Ağrı bölgesinden gelenlerinse ağırlıkla Êzîdî kökenli olup, sonradan Hanifi Müslümanlığına geçtikleri yönündedir. Bastırılmış biçimde Şafii mezhebini koruyan Kürtler ise son derece sınırlıdır.

Konuyla ilgili çalışma yapan arkadaşlar, büyüklerinin kökenlerini bildiklerini, ancak gerek ihtida (zorla din değiştirtme), gerek asimilasyan, gerekse ”mahalle” baskısı dolayısıyla gecikmeli olarak Sünnileştiklerini tesbit etmektedirler.

Bu bağlamda bir örnek vermek isterim: ”Acılı Coğrafyanın Kederli Çocukları Êzidiler” konulu bir çalışmamda, 200 dolayında asırlık gravür, fotoğraf ve kartpostala yer vermiştim. Bu çalışma da gösteriyor ki, Serhad bölgesinden Sincar’a, Sincar’dan Rojava istikametinde Akdeniz’e kadar olan hatta yaşayan Kürtler, daha 100- 150 yıl önceye kadar ağırlıkla Êzîdî iken sonradan Müslümanlaşmış veya öyle görünmek zorunda kalmışlardır.

Orta Anadolu Kürleri hakkında yapılan çalışmalar; batılı gezginlerin araştırmaları, kurulan dergi/kitap ve basını nelerdir?

”Gravürlerle Kürtler” konulu bir görsel albüm çalışmamda; kitap ve yazı boyutunda yüzlerce Batılı seyahatnâmeden ve gezi notlarından yararlanmıştım.

Bunlardan  bazıları da, Orta Anadolu Kürtleri ile ilgiliydi. Nitekim ben, İçtoroslar’da Alevi-Kürt Aşiretler konulu inceleme- antoloji çalışmamda; Nuh Ateş Orta Anadolu Kürtleri konulu araştırmasında; Rohat Alakom da, Ağrı bölgesinden Konya- Ankara hattına göçen Kürtler üzerine iki kitap çalışmasında bu Batılı gezgin çalışmalarına yer verdik.

Daha 19. yüzyıl ortalarından başlayarak Kürt aşiretleri üstüne çalışmalar yapıldığı gibi; Mareşal Moltke, Poujoulat, Ramsay, Hogarth, Perrot, Ainsworth, Sarre, Dr. Hugo Grothe, Mark Sykes, Binbaşı Noel gibi çok sayıda Batılı asker, gezgin, araştırmacı ve coğrafya bilgini de bölge Kürtleri üstüne çalışmalar yapmışlardır.

Cumhuriyet döneminde kimi Türk akademisyenler de, özellikle iç göçler açısından Orta Anadolu Kürtleri’ne yer vermişlerdir. Cengiz Orhonlu, Yusuf Halaçoğlu ve Musa Çadırcı’nın kimi çalışmaları burada anılabilir.

Ancak, daha Osmanlı’nın son dönemlerindeki Kürdistan Teali Cemiyeti’nde bölgeden birkaç üye bulunmakla birlikte, kimliklerine sahip çıkma bağlamında ilk önemli belirtilerin 1970’tan sonraki Kürt hareketleriyle ortaya çıktığı söylenebilir. Fakat kültürel bağlamda en önemli dönemecin 1997’de yayına başlayan Birnebûn Dergisi olduğunu söyleyebiliriz. Buna, daha sonra 9 sayı ile Veger Dergisi eklendi.

Birkaç yıl önceden tasarlanan Birnebun Dergisi, ancak 1997’de yayına başlayabildi. Yayın kadrosunda yer alan arkadaşların isteği üzerine, derginin manifestosu niteliğindeki ”Çıkarken” yazısını ben kaleme almıştım. Burada, derginin amacını özetle şöyle açıklamıştım:

”Orta Anadolu Kürt Toplumu’nu çeşitli boyutlarıyla ele alıp işleyecek bir periyodik yayın, bu toplumun yarattığı kültürel değerleri kaybolmaktan kurtaracağı gibi, bu toplumun ulusal kimliğinin pekişmesine de katkı sunacaktır. Orta Anadolu Kürt toplumunun yerleşim, siyasal ve sosyal tarihi; coğrafik konumu, dil, din, inanç ve kültür yapısı; sözlü, yazılı sanatı ve edebiyatı; gelenek ve görenekleri; etnografik ve folklorik ürünleri; aşiret ve boy yapısı; yazılı ve sözlü tarihi kaynakları; sosyal ve siyasal yapısı; iç ve dış göçleri; ekonomik durumu ve çevreyle ilişkileri gibi çeşitli konular bu periyodun dağarcığını oluşturacaktır.” (Birnebûn, Sayı:1/ 1997).

Yayına ilk başladığında, yazıların yüzde 90’ı Türkçe, ortalama yüzde 10’u Kürtçe idi. Şimdiyse, tam tarsi. Öte yandan, o tarihlerde bölgeden Kürt Remzi ve Serbülent Kanat gibi sanatçıların yaptığı birkaç kaset varken; sonradan bu sayı büyük rakamlara ulaştı.

Dergide yer alan yazarların birçoğu, köylerinden başlayarak kendi bölgelerini işlerken; Veger’den Şorej Reşi gibi araştırmacılar da Horasan-Anadolu hattına ilişkin çalışmalar yaptılar ve bunları sonradan kitaplaştırdılar. Bugün Orta Anadolu Kürtleri’ne ilişkin belli bir külliyat da oluşmuş durumda. Nitekim, bu külliyet Batılı araştırmacılara da yol gösteriyor. Söz gelimi, Alman araştırmacılar Peter Andrews ve Rudiger Benninghaus’un hazırladığı ve ilk basımı 1979’da yapılan ”Ethnic Groups in the Republic of Turkey” (Türkiye’de Etnik Gruplar) kitabının birinci basımında bu bölgelere ilişkin sınırlı köy sayısı varken, 2002’de yapılan genişletilmiş 2. Basımında yüzlerce köy yer alıyordu. Bu listeye, salt benim çalışmamdan yola çıkılarak yüzlerce yeni köy ismi eklenmişti…

Sizin araştırmalarınıza göre Orta Anadolu’da ne kadar Kürt yaşıyor?

Yukarda da vurguladığım gibi, Orta Anadolu Kürt Toplumu tüm Kürt halkı içinde önemli bir yer tutmaktadır. Anadil ve etnik kimlik bazında bir sayım yapılmamış olmakla birlikte, bölge Kürtleri’nin sayısının 2 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Ankara, Konya, Aksaray ve Kırşehir dışında, bu havzayı çevreleyen Kayseri, Yozgat, Nevşehir, Çorum, Tokat, Amasya, Gümüşhane gibi iller de eklenince; bölgedeki Kürt varlığının daha da büyüyeceği açıktır.

Bu nedenle de, nereden bakılırsa bakılsın gerek ekonomi, gerekse toplumsal ve siyasal güç bakımından bu  insan varlığının büyük bir rol sahibi olabileceği ortadadır.

Orta Anadolu Kürtlerin bunca yıl dilini koruyabilmesinin kendini izole ettiği söyleniyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Orta Anadolu Kürtleri’nin kendilerini ve dillerini koruyabilmiş olmalarını, öncelikle ”azınlık içinde azınlık” statüsünde olmalarına bağlıyorum. Yine başa geliyoruz; yöre Kürtleri gerek etnik kimlik, gerekse inanç kimliği açısından kendilerini hâkim kimliklerden farklı görüyorlar. Kürt etnik kimliğiyle zaten hâkim kimlikten farklıdırlar; inanç kültürü olarak da kendilerini resmi devlet dininden farklı görmektedirler. Zaten, bu türden ”azınlık içinde azınlık” statüsündeki etnik topluluklarda iki kimlik iç içe geçer ve bu toplulukların korunmasında bir zırh işlevi görür…

/Dîlan BİÇER – Yeni Özgür Politika

Cevapla

YADA

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

HDP Konya adaylarını tanıttı

HDP Konya adaylarını bir açık hava toplantısıyla tanıttı.