Mehmet GezenYAZARLARIMIZ

Başlığı size bırakıyorum; ben bi az meşgulüm de

Derler ki :
Züleyha, aşkına karşılık ver(e)meyen Yusuf’u cezalandırmak ister. Içindeki öfkeyi, yüreğindeki aşk ateşini -bir nebze de olsa- dindirmenin bu olduğunu düşünür.
Kölesini çağırır, emrini verir.
Yusuf cezalandırılacak.
Ve ekler:

” O’na öyle bir ceza vereceksin ki , Yusuf’un ahları; aşkları ve sokaklarıyla ünlü tüm Mısır kentinden duyulacaktır.”

O zamanlar, sözler vardı, bir de hükümler…

Köle, sarayın geniş koridorlarından geçerek karanlık zindanların ağır demir kapılarını aralar.

Yusuf’un güzelliği köleyi mest etmiştir.

Yusuf’un bakışlarında kaybolan köle, Yusuf’a işkence edemeyeceğini anlar ve titrek bir sesle tüm olan biteni aktarır.
Yusuf sakindi.
Yusuf sessizdi.

O zamanlar, seslerinde, sessizliğinde bir dili vardı…

Soğuk sarayın taş basamaklarından Züleyha’nın adım sesleri duyuluyordu.

Yusuf, üzerindeki beyaz gömleğini çıkarır ve köleye sırtını döner. Köle, Yusuf’u kırbaçlamaya başlar. Köle ter içinde, Yusuf kan içinde kalmıştır.

Yusuf’un ahları duyuluyordu ve Züleyha Yusuf’un ahlarını duyuyordu.

Yusuf’un ahları Züleyha’nın ıçindeki kin ve nefretle, yüreğindeki aşkla buluşuyordu. Yüreğindeki aşk daha bir harlanıyordu. Sevdiğine kıyamayan Züleyha, kölesine DUR diyordu.

O zamanlar, yürekte harlanmış bir aşkı kimseler söndüremiyordu…

Yusuf Züleyha’mıydı, yoksa Züleyha Yusuf’muydu?
Bu hiç bir zaman bilinmedi.

***

Insanlarımız kırılıyor.
Kentlerimiz yakılıyor.
Esmer tenli delikanlılarımız öldürülüyor.
Kadınlarımız tecavüz ediliyor.
Çocuklarımız yaşlarından çok kurşunlarla vuruluyor.

Biz Yusuf gibi,Yusuf kadar ah çekmedik mi?

Yoksa biz Yusuf gibi, Yusuf kadar ah çektik de; ahlarımızı duyan Züleyha’lar mı olamadık?

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Göz Atın
Kapalı