Bayram KızılkayaYAZARLARIMIZ

Ünsüzler

Ekonomi nedeniyle İskandinavyaya gelen birinci kuşak, torunlarımıza kendimizi nasıl anlatmalıyız ?

Ünsüz dediğim bizler 1967 ile 1974 arasında Avrupa’ya gelen insanlarımız, hiç birimiz mesleği, zanaatı yoktu çoğumuz okuma , yazması kıttı ,1967 öncesinde;
kimi çobandı,
kimi çiftçilik yapardı,
kimi kamyonculuk yapardı,
kimi günlük işlerde çalışırdı,
kimi bakkalda defter tutup harmanı beklerdi,
ve kimi bacak kadar çocuğu maaşıyla kıt kanat geçinirdi.

Ünsüzler kafamda yuva kurmuş yoksulluk yaşayışını yazmak ve dillendirmek istiyorum. Avrupa’da büyüyen torunlarımız bilsinler diye. Ve yazımı dincilikle sonlandıracak, hayatımda hep canlı kalan bir hikaye yazmak istıyorum.

Yıl 1949 veya 1950 olmalı, toprak evde çardak dediğimiz yerde. Hergun annemin eteğine sığınarak otururuz. Komşu kadınlar gelir annemle sohbet ederler.

Bende çocuk aklıyla kulak misafiri olurdum. Bir gün komşu kadın anneme, benim kocam filan köye filan ağaya çoban giderken hamileliğimi ne ben nede kocam biliyordu, gitti bir yıl aşkın gelmedi. Bir gün aniden çıktı geldi. Evde bir bebek heyecandan dilli tutuldu. İlk konuşmayı ben yaptım. Bak benim karım senin karından iyidir. Birinci kuşak dediğim bu güzel insanlarımız , böyle bir ortamdan geldiler.

Ünsüzlerin en ünsüzü bendim. Belki İskandinavya eğitimiyle büyüyen, koronayla yaşayan sevgili gençlerimiz geldiğimiz ana toprağında gülü gülüstanlık değildi ne yazıkki hallen öyledir.

Danimarka’ya geldikten sonra gözlerim biraz açıldı veya ben öyle hissediyordum geçmişimizi yoksulluk yaşantımızı hatırladıkça o geçmişimızle hesaplaşmak isteğimi hep canlı tuttum. Yaşantıyı hatırladıkça, İskandinavya demokratik değerlerine hayran kalıyordum.
Bir gün bize de uğrarmı hayaliyle yaşarken, bir baktıkki koca köyümüz mahalle olmuş. Aynı durakta durmadım, nasıl devlet düzenine rönesansa, yani devrime ihtiyacı varsa, kişiyede değişim ve dönüşüm zorunluğu lazım. Her insanın kendine göre bir dünya penceresi vardır . Benim pencerem ve özlemim Iskandinavya demokrasi ve değerleridir. Demokrasi olmadığı yerde zenginlik olmaz, şeffaflık olmadığı yerde yalan olur, palavra olur.

Sofrada otururken dünyada aç çocuklar
Takılır kafama fakirlik bir kader midir asla.

Aydın Selcen gazete duvarda yazdığı gibi, daha az dua daha fazla bilimsel araştırma. Yalanlarla bir yere varabilinir mi? Kandırmak için güzel inancımızı çok kullandılar. Yalanlarla palavralarla hiç bir zaman başarı olmaz.

Bir kaç örnek daha öncede yazmıştım.

Aya giden astronotların uzayda ezan sesi işitmesi.
Arı peteğindeki bal üzeride Allah isminin yazması.
Tarikatlarının pişirdiği bir tas çorba ne kadar insan yese bitmemesi.

Böyle palavralarla ne olur..?

Dindar yerine dinçilik çıkar, kafa kesen pazarlarda, kızları, kadınları köle olarak satan ışid çıkar, boka-haram çıkar, bu dengesizlikler olumsuzluklar bilen zaten biliyor 
bilmeyenler aynı durakta bekleyenlerdir.

İslamın böyle kuyruklu yalanlara ihtiyacı var mı? Yok niye pişirip pişirip onlarca yalanı kurguluyorlar?

Amaçları radikal bir kitle yaratmak. Nispeten başarılı oldular. Ana babaları zulümde fakirlikte kaçarak Avrupa’ya iltica ettiler çocukları ışide katıldılar.

Ape Berem

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.