H. Hasan TuzcuNUÇEYAZARLARIMIZ

14 HAZİRAN BRÜKSELDE NATO TOPLANTISI VE TÜRKİYE’NİN DURUMU

Nato (kuzey atlantik paktı teşkilatı) gerçekte, 1949 yılında soğuk savaş döneminde, ağırlıklı olarak Sovyet blokuna karşı; ABD, KANADA ve bir kısım Avrupa birliği ülkeleri tarafından kuruldu. Sonra bünyesine bir çok ülkeyi de dahil ederek genişledi. 1951 de Türkiye, nato’nun ileri bir karakolu olarak işe başladı. yunanistan daha sonra almanya ve 1981 yılında İspanyanın katılmasıyla bu sayi 16 ya yükseldi. NATO, ABD nin siyasi ve askeri teşkilatları tarafından stratejileri tayin edilen bir kurumdur. Hak, hukuk, demokrasi, fert hürriyetleri, yardımlaşma, savunma iddiaları bu günde sürse bile, emperyalist, kapitalist, sömürgeci üye ülkelerin çıkarları doğrultusunda kurulduğu ve bu doğrultuda faaliyet sürdürdüğü gerçeği değişmedi. Bu günde ömrünü uzatmaya yönelik çabalar içinde olduğu bir realitedir.

Dünyamızda ve özellikle bölgemizde meydana gelen çoğunlukla olumsuz gelişmelerin sayısı her gün artmaktadır. Kalıcı demokratik barışçı çözümlerin yerini savaş ve teröre bırakması işleri büsbütün karışık hale getirmektedir. çok yönlü sömürünün sonucu olan bu yıkım, ekonomik çıkmaz, açlık, işsizlik, göç ve mülteci sorunlarıyla her gün toplumları çıkmaza sürüklemektedir. Bununla da kalmayıp, sınırları da zorlayarak uluslar arası sorunlar haline getirmektedir. Buna Küresel iklim değişiklikleri, Pandemi salgın hastalığı da eklendiğinde, durum tüm olumsuzluğuyla ortaya çıkıyor.

Bu Nato zirvesi de kritik bir dönemde gerçekleşiyor. Gündeminde çok konu olduğu tartışma götürmez. silah alım satımı planları, Rusyanın yayılma politikaları, İran’ın nükleer silah üretimi, israilin güvenliği, din ve mezhep çatışmaları, suriye krizinin etraflıca tartışılacağı muhakkak.

1951 den beri bir Nato üyesi, olan Türkiye, kurulduğu günden bu yana, Nato’ya verdiği güç yanında, desteğini de alarak, ülkede demokrasinin ve özgürlüklerin gelişmesi önünde bir bariyer oluşturarak, bu politikalarını sürdürdürmek gayreti içindedir. ‘’iç ve dış güvenliğim tehdit altındadır ’’ yaygarası ile hareket etmektedir. Bu toplantı öncesi savunma bakanı akar; ‘ülkemize yönelik risk ve tehditler en üst düzeye ulaşmıştır’ diyor. Bunun gibi ipe sapa gelmez gerekçeler göstererek, hava savunma sistemlerine ihtiyaçları oluğunu, S-400’leri de bunun için aldıklarını iddia etmektedir.

Komşu ülkelere karşı yayılmacı bir politika izlemek, Kürt halkının kazanımlarına, güvenlik, bekaa ve bölünme paranoyasıyle saldırmak, asla kabul edilemez. Hiçbir derde merhem olmayan bu yanlış politika artık sürdürülemez. Bu çıkmazın, Üstelik hergün yeni sorunlar yarattığını, artık Dünya alem de görüyor. Türkiye bu yanlış politikadan, silahlanmaktan, Kürdistanın üç parçasına saldırmaktan vaz geçmedikçe bölgede istikrar da sağlanamaz. Bölgenin güvenliği; Kürt halkının ulusal demokratik hakları teslim edilmedikçe mümkün değildir. İran’ın Nükleer silahlar üretmesi, bölgedeki etkinliği, saldırganlığı ve gericiliği, din ve mezhep terörü durdurulamaz. Kürt halkının ulusal demokratik mücadelesi, birlik ve örgütlülüğü, bu kötü gidişi durdurmaya yeter. Küresel güçlerde, orta doğu stratejisleri de bu gerçeği göz ardı edemez.

Nato ya methiyeler dizmek, NATO’nun sadık bir üyesi olduğunu tekrarlamak, yaptığı yanlışların üstünü örtmeye, bu yanlışta ısrar etmek olduğunu göstermektedir. Oysa sorunların çözümü, yeni olumlu adımlar atmaya yönelik koşulların oluşmasına bağlıdır.

14.06.2021 H.Hasan TUZCU
Selamlar saygılar

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.