Feridun Hayati ÜnüvarYAZARLARIMIZ

ŞEYTANA KARŞIYIM. ŞATO’YA, SARAY’A DEĞİL.

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Okluk bitmek üzere, Çandır’a da yakında oteller moteller yapılır diyor, bir okurum.
”Ben de isterim sevgili dost” diyerek, cevap yazdım.
Konu hakkında düşüncelerimi, yazıp paylaşayım.

Yat limanları da yapılsın isterim, yalılar da.
Kim istemez ki, memleketimize yatırım yapılmasını..?
Hatta Köyceğiz’deki Ölemez dağının tepesine, Şato bile yapılsın.
Şato’dan bakınca, hem Cennet Köyceğiz ve hem de Akdeniz’de gün batımı görülsün.

Doğamızın her karışı, akıllıca değerlendirilsin.
Ben ; yatırıma, eserlere, sanata, yaratılana, insanın yaratıcılık gücüne falan, karşı değilim.
Fakat, ben ; bir iktidarın SİT Alanı olarak ilan ettiği yerlerin, kendisinden sonra gelen bir diğer iktidar tarafından SİT Alanı olmaktan çıkartılıp, şeytanlarca, TALAN Alanı haline getirilmesine karşıyım.

Kamu arazilerimizin, kıyılarımızın, SİT Alanlarımızın, dağlarımızın, yaylalarımızın, meralarımızın, akar sularımızın, koylarımızın, plajlarımızın, park ve bahçelerimizin SEVK ve İDARE edilmesi, iktidarı elinde bulunduran siyasetçilerin, arpalığı haline getirilmesine karşıyım.
Buralarda, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı var.
Ama yine buralarda, aç gözlü şeytanların, hakları değil, haksızlıkları var.

SİT Alanları ; siyasal değil, bilimsel ve planlı gerekçeleriyle ve gerçekçi olsun.
Yap-boz tahtasına döndürülmesin.
Yerel yönetimlerin, yöre halkının, meslek kuruluşlarının düşünceleri ve görüşleri alınsın.
Bunlar alınmadan yapılan düzenlemelerle, oldu-bitti yasalarla Kamu’ya ait taşınmazlar, yağmalanmasın.
Buralar, yönetimdeki siyasetçilerin arka bahçesi olmasın.
Buralar, siyasilerce yandaşlarına yağmalatılmasın.
Yapılacak yatırımlar ; ormanlar, dağlar, dereler, kıyılar, koylar ve çaylar, doğal güzellikleri bozulmadan, çevre korunarak yapılsın.
Konuyla ilgi her şey planlı, bilimsel ve şeffaf yapılsın.
Turizme açılsın.
Bunlara, hiç kimsenin bi itirazı yok.

Benim eleştirip dikkat çekmek istediğim esas husus, devletimizin bütçe harcamalarında ve yatırımlarında yapacağı önceliklerin, ne olacağı hususudur.
Artık devletimiz, dini hükümler ve müeyyidelere göre Ortaçağ’daki gibi yönetilen, bir idare şekliyle yönetilmiyor ki..!
Yönetim şekli demokrasi olan devlet, vatandaşı için var..!!
Vatandaşın devlete olduğu gibi, devletin de vatandaşa karşı yapmaya mecbur olduğu öncelikli görevleri var. Devletin öncelikli görevi, vatandaşının ihtiyacını karşılamaktır.

Demek oluyor ki, her demokratik ülkede olduğu gibi, insanlarımızın ihtiyaçları da devlet yöneticileri tarafından planlanarak ve öncelikli olarak ele alınacak ve yatırımlar da bu ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapılacak.

Peki, Devlet Yönetim bunu öncelikle yapıyor mu..?
Ülkemizde çalışan insanların açlık sınırının altında, ücret aldıkları ve geçinemedikleri bir gerçek.
Ya işi olmayanların, çalışamayanların durumu nasıl..?
Genç nüfusumuz çoğu işsiz. Bir çoğu da malum, şu anda bunalımda.
Kamburumuz 4 milyon Suriyeli de, sırtımızda çok ağır bir yük.
Sadaka kültürüyle insan doyurmak, 6. yüzyıldaydı.
O zamandan bu zamana, 15 asır geçti. 21. yüzyıldayız.
Dövdüğün kadına ‘seviyom’ deme, aç bıraktığın insanı hırsız yapıp elini kesme, çocuğa tespihle ezber yaptırıp korkuyla eğitim verme.. devri bitti..!!!
İnsanları avutmak da, doyurmak da, barındırmak da, yaşatmak da artık ; sapıtan kimi hocaların ya da mukaddes dinlerin marifetiyle değil, devletin yasalarıyla oluyor.
Din kardeşlerimiz diyerek ülkemizin kapıları fetva ile Suriyelilere açan zihniyet, Suriyelilerin masraflarını, 6. yüzyılın uygulamalarıyla, İslamca mı ödüyorlar veya ödetiyorlar..?
Elbette hayır.
Suriyeli mültecilerin masrafları, demokrasi yönetimi gereği Vergi Kanunlarına göre, vatandaşın devlete ödediği vergilerden karşılanıyor.

Kısacası, insanlarımız ; bunalımda, aç ve işsizken, Devlet Yönetimimizin yaptığı ve yapmayı düşündüğü Yazlık Saray ve Kanal gibi yatırımların lüks ve sorumsuzluk olarak görülüp değerlendirilmesi, kaçınılmaz oluyor.
Yöneticiler, itiraz eden ve gün geçtikçe sesini yükselterek eleştiren kendi halkını, dinlemiyor. Üstelik bunları, yeriyor ve dışlıyor.
Sarayların ve Kanalların yatırım sırası, şimdi mi..?
Ülke olarak önce, halkımızın karnımızı bi doyuralım. Sosyal adaleti sağlayıp, refahı bi yakalayalım.
Daha sonra, lükse kaçalım. Ama şimdi sıra, lükse.. israfa kaçmak değil ki.
Şimdi sıra ;
”Acım” diye bağıran insanın yanına koşmak, elinden tutmak.
Fabrikalar kurmak, istihdam sahaları açmak
Siyasi Parti ve siyasetçiler arasındaki kavgaya son vermek
Suriyeli mültecilerin yurtlarında yaşayabilecekleri koşulları, oluşturmak.
Çatışmaları, şiddeti ve savaşı sonlandırmak
Komşularımızla uzlaşıp, ülkemizde ve bölgemizde barışı, istikrarı sağlamak

Görüldüğü gibi önümüzde, ivedilikle çözmemiz gereken öncelikli meselelerimiz var.
Türkiye genelinde huzuru, güveni, istikrarı sağlamak ve ekonomimizi düzeltmek önceliğimiz olmalıdır.
Geç kalmadan, öncelikli yapacaklarımızın bir an önce ele alınıp yapılması umuduyla, selamlar sevgiler.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.