Feridun Hayati ÜnüvarYAZARLARIMIZ

Taktir etme, taktir edilme nasıl bir duygu?

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Sıkça duyuyoruz birbirini öven insanları.
Kendine, ekonomik çıkar ya da prestij  sağlamak  amacıyla bir insan, başka bir insana yağ çekiyor ve onu övüyorsa, o kişiye yağcı deniyor.
Halk arasında bu yağcılara, affedersiniz ‘yalaka’ da denir.

Günümüzde insanların kimi,  övüle-övüle tavana çıkarılıyor. Kimileri de, yerile-yerile yerin dibine batırılıyor. İnsanlar arasındaki  ilişkileri maalesef,  genellikle  insanların çıkarları belirliyor ve eylemleri de, söylemleri de değişiyor.  Davranışlar kaypaklaşıyor,  sözler uçuklaşıyor..!

”Keller ile yağırlar, birbirini ağırlar” ..sözünü,  bende emeği çok olan rahmetli babaannem çok söylerdi. O’nu buradan sevgi, saygı ve minnetle anıyorum.
Bana derdi ki ; aman evladım ‘Hak etmeyenleri övme. Haksız isen de kimseyi yerme. Haksızsan, incitmişsen  özür dilemeyi asla unutma. Hak edenin, hakkını ver. Başarılı olunca-taktir edilince de, sakın  ha şımarma’
Yaşamımda rehber olan unutmadığım babaannem ve öğütlerini,  şimdi daha iyi anlıyor ve onu taktir ediyorum. Mekanı cennet olsun.

Her ne kadar devir o devir olmasa da, her insanın her devirde  ve her yerde ; sevgiye, saygıya, hoşgörüye, iyi muameleye, sevilmeye, güzel söze, taktire ihtiyacı var ve oluyor. Bu gerçeği de gözardı etmemek lazım.

Nerede yaşarsak yaşayalım güncel yaşamımızda,  ilişkide olduğumuz, karşılaştığımız onlarca insan var. Bunlardan elbette kimileri taktire  şayan, kimileri de tekdire..!
Önemli olan, aşırıya kaçmadan ‘yiğidin hakkını, yiğide vermek’ değil mi..?
Bu bakımdan gereğini,  ayarını kaçırmadan,  zamanında  hak edene yapmak da çok önemlidir.

Örneğin ;

-ülkesine  hizmet etmek isteyen, dürüst bir siyasetçiyi,

-yaşamını orta koymuş, zulme karşı direnen bir devrimciyi,

-görevini, liyakatlice ve namusluca yapan bir kamu veya özel sektör görevlisini,

-topluma, zamanında doğru ve tarafsız haberleri ileten fedakar bir gazeteciyi,

-bir canlıyı karnında 9 ay taşıyıp dünyaya getiren bir anayı,
-üreten işçiyi, tarladaki çiftçiyi, klinikteki dişçiyi,
-emeğini, işgücünü satıp evine ekmek getiren  anayı- babayı,
-düşenin elinden tutanı,  suda boğulanı kurtaran bir vicdanlıyı,

-halkına ışık tutan sanatkarı aydını, mucidi..
– ve daha, daha buna benzer  nicelerini..

Kim taktir etmek istemez ki..?

Taktir duygusu, layık kişilere verilen çok kıymetli, pahası biçilmez  bir ödüldür.

Tüm liyakatli ve özverili fedakar, çalışkan, dürüst  insanlar ; çevresindeki ve dünyadaki insanlar tarafından, kendileri istemeseler de, taktir edilirler.

Biliyoruz ki tarih ; sefalet içerisinde yaşamış,  taktir edilmeyip  yerilmiş ,  sayısız öz-verili,  liyakatlı, fedakar filozof, mucit, bilim adamı gibi  sayısız insanlarla doludur. Fakat bu paha biçilmez değerli insanların bir çoğu, büyük  insanlığa yaptıkları  hizmetlerinden dolayı, ne yazık ki yaşarken değil, öldükten sonra taktir edilebilmişler  ve  anılarak  ödüllendirilebilmişlerdir.

Elbette yaşarken hak edenlere verilecek bir takdir duygusu, onların aldıkları maaş ve ücretlerden dahi, kat kat üstün bir ödüldür.

Ülkemizde ve dünya genelinde,  günümüzde ; hakkı yenen.. takdir edilmeyen..  ya da çok poh-pohlanıp şımartılan,  göklere çıkartılan  ve  hak ettiği koltuklarda oturmayan,  oturmaması gereken o kadar  çok insan var ki, bunları burada  yazmakla bitiremeyiz.

Çıkarları için insanları göğe çıkarmak nasıl bir yalakalıksa,  taktir edilecekleri de yer ve zamanında taktir etmemek de, affedilmez bir  kıskançlıktır.

Demek ki her birey,  kime ne diyeceğini.. kime ne vereceğini..  kimden ne alacağını hesaplaması gerekir. Her  birey, kendi  söz ve davranışlarından sorumludur.
Bireyini ; özgüvenli, özeleştirili yetiştiremeyen toplumlar,  ‘sürü toplumu’ dediğimiz bir kültürle,  dalkavukça ve yalakaca  yaşarlar.
Öz-eleştirisini yapan,  aynaya bakıp önce kendini ve sonra başkalarını sorgulayan bireyler ise, daima başarılı olurlar.

Taktir edilme duygusu için, taktir  beklentisi içerisinde yaşamak da, çok  yanlış bir düşüncededir. Taktir edilmeden çalışmayan  beyin ile emzik vermeden susmayan bir bebek arasında, fazla bir fark yoktur.
Başkalarının düşüncelerine göre ve  onlara şirin görünmek için, hop oturup.. hop kalkmak da,  sağlıklı bir davranış değildir.
Zira, taktir edilince kıçının üstünden kalkıp elini taşın altına atan, taktir edilmeyince  de poposunun üstünden kalkmayıp  yan gelip yatan ve ”neme lazım” deyip ”hazırlopçuluk”  yapan da, sağlıklı  bir davranış içerisinde değildir.

Dünyada hiçbir insanın  ‘gel beni taktir et’  diye isteyeceği bir hak,  yoktur.
Takdiri hak etmeyenlere  yağ çekmek,  yalakalık yapmak nasıl  onursuz bir davranışsa,  takdire layık olan insanları takdir etmek de,  onurlu bir insanlık görevidir.

Kısacası ; yiğidi öldürsek de, hakkını ketmetmeyeceğiz..!

Sevgiyle, sağlıcakla  kalın.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.