Celal DeveciEDİTÖR'DENNUÇEYAZARLARIMIZ

Noel sabahı ve Diyarbakırlı Mehmet Ali – 6

Celal Deveci

Celal Deveci

Kuşca'da doğdu. ilk ve orta eğitimini Kuşca ve Cihanbeyli'de yaptı. Lise ve üniversite eğitimini Danimarka'da bitirdi.
Daha önce sosyal pedagog ve öğretmen olarak çalıştı. Psikolojiyi yüksek lisans seviyesinde bitirdikten sonra, 2004 bu yana psikolog olarak çalışmakta.

Yazarın tüm yazılarını göster

Lan ne yaptınız bu çocuklara…?‘ sesine gelmeden önce hücrede yaşadıklarımızın en can alıcı işkence şeklinden biraz bahsedeyim.

İnsanları birbirine kırdırarak birbirlerini çapalamalarını sağlamak!

Sanırım işkencenin en barbar şekli insanları zorda bırakıp birbirine kırdırmak olmalı.
İnsanlık tarihi bu tip zalim ve insanlık dışı muamelelerle dolu. Bunu nazi Almanyasında çok gördük, esir alınan yahudilere bir ekmek vermek için arkadaşına yumrukla, copla vurma gibi şartı öne sürmek. Bu şekilde insanları aç ve susuz bırakarak, kendi arkadaşlarını yada yakınındaki insanları dövmek ve aşılamak!

Daha önce anlattığım gibi bunu yapanların amacı; Mağduru zorda bırakıp iradesini kırmaktır. Bunu yapanların temel amacı mağdura hayatı boyunca ciddi ruhsal yara izleri bırakmaktır.

Daha önce anlatmıştım, konulduğumuz hücre 3 metrekareydi. Bu 3 metrekareye 11-12 öğrenciyi koymuşlardı. Bir adım atacağımız boş yer yoktu. Bir yandan ayakta durmaya çalışırken diğer yandan bankta oturabilmek için rekabet ediyorduk. Bazı arkadaşlar gecenin ilerleyen saatlerinde banktan geç kalkmaya başladılar. Buda aramızda tartışma ve kızışmalara neden oluyordu.
Polislerden gördüğümüz işkenceden çok bankta oturma sırası kimde diye birbirimize kızıyorduk.
Aslında bu işkence yapanların da belki de beklediği bir şeydi. Aramızdaki havayı bu şekilde zehirleyip, kalıcı küçük kavgalara vesile olmak. Onlar da tartışma ve kavgaların insanların enerjisini tükettiğini ve insanları streslendirdiğini biliyorlardır. İnsanları sudan bahanelerle birbirine kırdırtmak!

Sabahın erken saatlerin koridordan duyduğumuz ‘‘Lan ne yaptınız bu çocuklara…?‘‘ sesine gelirsek.

Ses! Diyarbakırlı olan polis Mehmet Ali’ye aitti.

Mehmet Ali, daha önce Cihanbeyli gördüğümüz bir polisti. Kendisi arkadaşlar arasında ‘iyi bir polistir’ diye bilinirdi. Pol-Der üyesi, ‘devrimci’ bir polis olarak anlatılırdı.

O gece! Mehmet Ali’ye izin vermişler. Mehmet Ali karakolda olmadığı için bizden haberi yoktu! Belki de bize işkence yapılmasına izin vermez diye onu eve göndermişlerdi o gece!

Sabah işe geldiğinde bizim orada, hücrede tutulduğumuzu öğrendiğinde, ilk gösterdiği reaksiyon ‘‘Lan ne yaptınız bu çocuklara…? bağırması olmuştu.

Mehmet Ali, orada bulunan polis ve bekçilere ‘açın bu kapıyı’ diye emrederek, hücremizin kapısını açtırdı.
Perişan haldeydik. Ne uyku almıştı gözümüz ne de ayakta durabiliyorduk.
Bitkin, aç ve susuz!

Mehmet Ali, orada olan bekçilere, bize işkence yaptıkları odanın bir köşesinde yığılı bir şekilde duran masa ve sandalyelerin, dizilmesini söyledi.

Masa ve sandalyeler dizildikten sonra bizi masalara oturttu.

Bize ‘ne oldu? ne yaptılar? diye sormasına, kimse cevap vermeden, herkes olanın ne olduğunu bilmekteydi.

Mehmet Ali, bekçileri çağırarak, ‘çocuklara yemek getir’ dedi. Bize ‘ne getirelim’ diye sormasına rağmen kimse cevap vermedi.

Bekçi hemen emniyetin karşısındaki restorandan pide, ekli ekmek ve börek karışı bir şeyler getirdi.
Hepimiz sesiz ve ürkek bir duruşla yemeğin etrafında dolanarak, kimimiz otururken bazılarımız ayakta durarak getirilen yemeği yemeye çalıştık.

İçimizde bir umut doğmuştu. Artık yanımızda, bizi koruyabilecek biri gelmişti. Unutmadan ekleyeyim. Akşam bize işkence yapan polisler, sabahlayın Konya’ya geri dönmüştü. Karakolda sadece Cihanbeyli’nin ‘yerli’ polisleri kalmıştı.

Yemeğimizi yedikten sonra, aramızda para toplayarak, bekçinin yemeğe verdiği parasını geri verdik.

Artık hücrede değildik. Akşamlayın işkencehane olarak kullandıkları, polislerin normalde oturma odası olarak kullandıkları odadaydık.

Mehmet Ali ara sıra yanımıza gelerek bize umut veriyordu. ‘Size artık bir şey olmaz’. ‘Ben olduğum sürece bir b*k yapamazlar”

Saatler geçiyordu, kimseden haber alamıyorduk. Mehmet Ali, bize ‘hakimi bekliyoruz’ diyordu arasıra.

Gecemizi geçirdiğimizi geçirdiğimiz hücre ağlama sesleri geliyordu. Bekçiler ‘bunlar adi suçlular, onları dövüp bir ders veriyoruz’

Tabi ki insanın aklına ‘peki bizi de dövdüler, hem de adi veya suçlu olmadan! Gelmeden duramıyorduk.

İşkence odasında otururken, gözümüz hep kapıdaydı.Ne zaman bizi hakim karşısına çıkaracaklar diye..

Devam edecek..

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.