Feridun Hayati ÜnüvarYAZARLARIMIZ

TÜRKİYE’deki KEMALİST DEVLET ANLAYIŞI, YIKILMALI MI..?

Feridun Hayati Ünüvar

Aslen Konya'nın Seydişehir ilçesinden. İvriz ilk öğretmen Okulu mezunu olduktan sonra Kuşca’nın Büyük Yayla ilkokulundan öğretmen olarak çalıştı. 1970’li yılların başında Danimarka’ya geldi. Danimarka’da Türkçe eğitim vererek öğretmenlik mesleğine devam ederken, sosyal danışmanlık eğitimini bitirdikten sonra, 5 yılda hukuk okumuştur.

Yazarın tüm yazılarını göster

Türkiye dışında tartışılıp konuşulan ve serbest olan düşünceler, acaba Türkiye’de neden yasak..?
Güvenliğimizi tehdit ettiği gerekçesiyle mi bu yasaklar?
Yoksa bir devlet alışkanlığı, ya da dayatması mı?
Cevapları hazır olmasa da, düşünmeye ve cevap aramaya değer bu konular.
Zira, televizyon ve sosyal paylaşımlarda her gün, sabah-akşam ‘fikri hür.. vicdanı hür.. irfanı hür’ diye kafa bulanlar, fikirler konuşulmaya başlayınca bi bakıyorsunuz, ya tavandalar.. ya da yerinden zıplamışlar.
Hır-gür çıkaranlar da bunlar.
Bu yasak ve dayatmaların asrımızda kabul edilecek, savunulacak hiçbir bilimsel yanı olmadığı, ilmen biliniyor.
Sen-ben-o veya her kim yasaklamışsa, yasaklar görüldüğü gibi ortada.
Zira; ”görünen köy kılavuz istemiyor’ her şey, meydanda.

Türkiye’yi ilgilendiren ve Türkiye hakkında dışarıda konuşulan her türlü konuyu, düşünce ve tartışmaları Türkiye’de yaşayan 84 milyon her bir vatandaşının, elbette; bilme, öğrenme, düşünme ve tartışma hakkı var.
Peki bu hakkın, Türkiye’de olmamasının veya olup da uygulanmamasının, sebebi nedir acaba.. diye, hiç düşündünüz mü..?
Belki kiminiz , bunlar ”Meclis’te bile’ tartışılamıyor.. diyecek.
Evet haklı da..
İşte esas mesele de, zaten bu ya..!
Neden konuşamıyoruz.. acaba, neden tartışamıyoruz..?

Dünyaya objektif bakan Siyaset Bilimcileri ve araştırmacılarına göre ; Türkiye’de dile getirilemeyen ve tartışılamayan bir çok siyasal, sosyal, tarihsel ve kültürel içerikli konu ve düşüncelerin yasak olmasının temelinde yatan düşüncenin, yeni olmadığı vurgulanmakta; .. ve bunun tek nedenin yasakçı.. katliamcı.. despot.. darbeci, eril, bir baskı rejimi olan, anti-demokratik Kemalist dönemden kalma bir miras ve devam etmekte olan bir resmiyet olduğu yönündedir.

Zaten bunu çok açık ve net olarak çok iyi bilen ve gören Kılıçdaroğlu ve CHP Kurmayları, özür dileme ve geçmişleriyle yüzleşme turuna, ambalajladıkları ‘helalleşme’ paketleriyle, boşuna mı çıktılar.
Elbette yaptıkları çok cesurca ve riskli bir girişim.
Şayet, itiraf yüzmeleşmelerini dosdoğru yaparlarsa..!
Başarmalarını umuyorum ve diliyorum.

Bugün Türkiye’deki yoksul, ezilen ve 101 senedir demokrasiye susayan yoksul halkın derdi, özlediği ve istediği tek şey nedir bilir misiniz..?
İstenen ; ne Kemalist’lerin CHP’si, ne Osmanlı’nın AKP’si, ne de alfabenin diğer ABC’li harfler partisi..!!
İstenen şey ; açlığın-yoksulluğun giderilmesi, eşitliğin sağlanması, güven ve istikrar içerisinde yaşanması.
Bu amaçla yapılması gereken realist hedefler olmalı.
Örneğin :
Kemalist Rejim ve uygulamalarının, tartışmaya açılması,
Geçmişle yüzleşilerek, dönemin berraklaştırılması,
Hiç değilse Danimarka’daki gibi bir İskandinavya modelin, ilerici demokratik bir halk yönetiminin iş başına getirilmesi için, Sistem’in görülür ve sorgulanır hale getirilmesi,..vb. çabalar olmalı..

Bu siyasal hamleler, Kemalist devrim kaçkınları ve çıkarcılarının her gün; TELE 1 ve benzeri ekranlardan, temcit pilavı gibi 101 sene evvelki sistem ve zihniyetlerini ısıtıp ısıtıp güncellemesiyle ve ”muasır medeniyetleri geçeceğiz” ve benzeri söz ve diğer şovenist söylemlerle, yurdum insanını uyutup kandırmakla asla ve katta olmaz, olamaz..!!
Emperyalist Sömürü Sistemi’nin çarklarını döndüren, ülkeyi yerinde saydıran ve kutuplaştıran, zaten bunlar.

Bu konunun ele alınması, objektif olarak değerlendirilmesini ve berraklaşması, şüphesiz Türkiye’nin menfaatinedir ve önünü de açacaktır.

Tarih, nasıl ki ; Fatih’i, Kanuni’yi, İnönü’yü vb’lerini yerli yerine koymuşsa, Mustafa Kemal’i de koyduğu yerde tutacak ve günümüz siyasetine ve siyasetörlerine de, bir istismar konusu ve fırsatı olarak vermeyecektir…!

Günümüzdeki yüz-yüze olduğumuz, yılların da birikimi olan yığınlarca SORUNU, sadece; AKP’yi eleştirerek ve karşıtı olarak veya Seçim yapıp siyasetör değiştirerek veya içte-dışta komşumuzla kavga edip onu-bunu hain ilan ederek ya da dünyaya küserek kafa tutarak halledemeyeceğimiz gibi; birbirlerinin aynısı olan ve olacak olan ezberci ve ezberlerle; siyasi teori ve bilgilerden yoksun bostan korku ve korkuluklarıyla çözmek de asla mümkün olmayacaktır…!
Bi defa bu realitelerle yüzleşmemiz ve aynaya iyi bakmamız lazım.

Kırmızı çizgileri ve yasakları olan engellenmiş, engelli beyinlerle neyi düşünebiliriz ki.. neyi çözebileceğiz…?
101 senenin sonunda gelinen en üzücü sonuçlardan biri de; Türkiye’deki her türlü Sivil Toplum Örgütlerine, Sendikalara, Bağımsız olması gereken Üniversite ve benzeri Kurumlara, Belediye yönetimlerine kırmızı çizgiler çizen ve YASAKLAR koyan merkezi Kemalist devlet ideolojisinin devam etmesi.
Cüzzam gibi bir hastalık olan, kırmızı çizgili bu devlet ideolojisini; tartışmaya açmayan, görülür hale getirmeyen siyaset kurumları ve siyasetçiler, Türkiye’nin geldiği bu durumdan direk olarak sorumludurlar ve ne kadar kaçıp kıvırtsalar da suçu birbirlerinin veya başka mihrakların üzerine atamazlar, atmamalıdırlar.

Kelime, üslup, düşünce ve kavramlar, her ne kadar biraz uç ve uçuk gibi olsa da.. sanırım, okumanızda ve paylaşımda bulunmanızda fayda var.
Sizi biraz farklı düşündürebilmişsem, ne mutlu bana.
Kalın sevgiyle, sağlıcakla.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.